Yönetim biliminin gelişimi

Yönetim biliminin gelişimi

Kasım 8, 2019 0 Yazar: dilimiz

biliminin gelişimi” konu anlatımı “Yönetim bilimi” ders notları ve kitapları kullanılarak derlenmiştir.

Yönetim, neredeyse insanlık tarihi kadar eskidir çünkü topluluklar hâlinde yaşayan insanlar, örgütlenme ihtiyacı duymuşlar ve bu da yönetim kavramının ortaya çıkmasını sağlamıştır. Yönetimin gelişimi ve özellikleri, tarihî olaylara ve görüşlere göre şekillenmiştir. Bu bakımdan yönetim biliminin gelişimini iki ana başlık altında incelemek gerekir.

Yönetim biliminin tarihî gelişimi

() devrimi öncesi yönetim (Başlangıçtan 1778’e kadar)

İnsanlar, toplumsal düzene geçtikleri andan itibaren “yönetim” bir kavram olarak hayatımızda yer etmiştir. Bu sebeple, tarih boyunca pek çok düşünür ve yönetici, yöneticilikle ilgili görüş ve düşüncelerini kaleme almışlardır.

Lao Tse’nin (Lao Tise) Tao Te Ching’i (Tao Te Çing), Aristoteles’in (Aristoteles) Politika’sı, Platon’un Devlet’i, Machiavelli’nin (Makyavelli) Prens’i, Farabi’nin El Medinetü’l Fazıla’sı, Gazali’nin İhya’sı, İbni Haldun’un Mukaddime’si, Yusuf Has Hacip’in Kutadgu Bilig’i, Nizamülmülk’ün Siyasetname’si, Sarı Mehmet Paşa’nın Devlet Adamlarına Öğütler’i bunlardan sadece birkaçıdır.

Günümüze kadar ulaşmış bu eserlerde yer alan görüşler, çoğu zaman ortak bir nitelik gösterir.

Özellikle “iyi bir yöneticinin nitelikleri” konusundaki görüşlerin aşağıdaki noktalarda birbirine benzediği görülür:

İyi bir yönetici

  • Akılcı düşünceyi benimser.
  • Yönettiği topluluğa karşı anlayışlı davranır.
  • Gerektiğinde cesurca kararlar alabilir.
  • Karar almada ve bu kararları uygulamada başkalarına da danışır.

Tüm bu eserlerde yer alan görüşlerin ortak nitelik göstermesi, modern dönem yönetim bilimcilerini de etkilemiştir. Bu sebeple kuramcıları, yönetim biliminin ilkelerini oluştururken bu eserlerdeki görüşlerden faydalanmışlardır.

Yöneticilikle ilgili kitaplar (temsilî)
Yöneticilikle ilgili kitaplar (temsilî)

Sanayi (Endüstri) Devrimi sonrası yönetim

Buhar gücüyle çalışan lokomotif
Buhar gücüyle çalışan lokomotif

18 ve 19. yüzyıllarda yeni buluşlar hızla artmıştır. Bu buluşların üretim alanında kullanılması, sanayileşmeyi de hızlandırmıştır. Özellikle buhar gücü ile çalışan makinelerin üretim amacıyla kullanılması, Avrupa’da “Sanayi -Endüstri- Devrimi” adını verdiğimiz yepyeni bir dönemin oluşmasına zemin hazırlamıştır.

Sanayi Devrimi ile birlikte gelişen sanayi, modern toplumları da beraberinde getirmiştir. Hızla değişen sosyal ve ekonomik yapı, yönetim sorunlarının ön plana çıkmasına yol açmıştır.

Sanayi Devrimi’nden önce olduğu gibi bu dönemde de pek çok kişi “yönetim” kavramı üzerine görüşler geliştirmiş, düşünceleriyle modern toplumun yönetim sorunlarına çözüm üretmeye çalışmışlardır. “Amerikalı Frederic W. Taylor [Frederik V. Taylır (1856-1915)], Henry L. Gantt [Henri L. Gant (1861- 1919)], Frank B. Gilbreth [Frenk B. Gilbrıt (1868-1924)], Abraham H. Maslow [Abraham Maslov (1908-1970)], Douglas McGregor [Daglıs Mekgıregır (1906-1964)]; Fransız Henri Fayol [Henri Fayol (1841-1925)]; Avustralyalı George Elton J. Mayo [Corç Eltın Mayo (1880-1970)]” bu konuda öne çıkan isimlerdir.

Yönetim bilimi üzerine pek çok farklı görüşün ortaya konması, yönetim yaklaşımlarını da etkilemiştir. Bu sebeple bu dönemde “yönetim” kavramı farklı yaklaşımlarla ele alınmıştır.

a) Klasik yönetim anlayışı

Yönetimin, günümüz anlamında bilimsel gelişiminin 19. yüzyılda, “Klasik Yönetim Anlayışı”yla başladığı kabul edilir. Yönetim düşünceleri ve uygulamaları üzerinde etkili olan bu anlayış, James Watt’ın (Ceyms Vat) 1778’de kullanılabilir ilk buhar makinesini yaparak başlattığı Sanayi Devrimi’nden II. Dünya Savaşı’na kadar sürer.

Klasik yönetim düşüncesinin Amerika’daki öncüsü Taylor (Teylır), Fransa’daki öncüsü Fayol (Fayol), Almanya’daki öncüsü Max Weber’dir (Maks Veber). Klasik yönetim düşüncesini oluşturan yaklaşımların temel amacı, rasyonellik kavramını somutlaştıracak metotlar geliştirerek işletmelerde bilimsel ölçütlere dayalı etkin ve verimli bir düzen oluşturmaktır.

Mal ve hizmet sürecinde hızla gelişen makineleşme, klasik yönetim anlayışına sahip kuramcıları iş gücü alanında yeni anlayışlara yöneltmiştir. Örgütsel etkinlik ve verimliliğin artırılması için personel seçimi, çalışma sistemi ile sıkı bir denetim ve ceza sistemi yürürlüğe konmuştur. İnsanın sosyal ve psikolojik yönleri, klasik yönetim düşüncesinde tamamen göz ardı edilmiştir. Bu anlayışta insan, makinenin bir parçası gibi görülür, standartlaştırılmıştır; biri diğerinin yerine kolayca geçebilir.

1) Klasik yönetim anlayışına bağlı yaklaşımlar

Klasik Yönetim Düşüncesi” üç yaklaşımdan oluşur ve bu yaklaşımların temel amacı, akılcı yöntemlerle işletmelerde bilimsel ölçütlere uygun etkin ve verimli bir düzen oluşturmaktır.

Bilimsel Yönetim Anlayışı – Frederick TAYLOR [Frederik Teylır (1856-1915)]

Taylor (Teylır), küçük bir makine atölyesinde bir işçi olarak işe başladı. Dört yıl sonra bir çelik şirketine makinist olarak girdi. Bu işletmede işçi, memur, makinist, ustabaşı ve mühendis olarak çalıştı; 1884 yılında başmühendisliğe yükseldi.

Taylor (Teylır), iş yaşamında insanın nasıl çalıştırıldığını inceledi. Hedefi, insanların özellikleri ile işletmelerin oluşturduğu toplumsal çevre ve iş çevresi arasındaki etkileşimi çözümlemekti.

Gözlemlerinde, işçi ve işverenin “iyi bir günlük iş” ve “iyi bir günlük ücret”in ne olduğunu bilmemeleri nedeniyle işletmelerin çok kaynak israf ettiğini gördü. Ayrıca işletmelerde uygulanan hiyerarşik -emir komuta- sistemin uygun olmadığını tespit etti.

Belirli bir işi yapmayı gerektiren en iyi sistemi tespit etmek için işçilerin hareketlerini inceledi, bu hareketleri hassas saat ile ölçtü. Bu çalışmanın sonunda oluşturduğu analizde her işi küçük ve basit hareketlere böldü, gereksiz hareketleri kaldırdı.

Taylor’a (Teylır) göre en iyi eleman, en iyi üretim aracıydı ve işçiler, tam anlamıyla ekonomik insanı temsil ediyordu. Taylor, yüksek ücretle çok çalışacak işçilere yönelik standart bir ücret sisteminin yeterli olmadığına inanıyordu.

Bu sebeple “farklılaştırılmış parça başı ücret sistemi” önerdi. Buna göre, her işçiye her gün belirli bir iş verilecek, işin ayrıntıları açık bir şekilde belirtilecek ve işin her parçası için belirli bir zaman ayrılacaktı.

Taylor, öncülük ettiği bilimsel yönetimde özellikle israf ve kayıpların azaltılarak verimliliğin arttırılmasını amaçlamıştır. Bu amaçla; standartlaştırmayı, basitleştirmeyi ve uzmanlaşmayı önermiştir.

Taylor, yaptığı bütün araştırmalar sonucunda aşağıdaki ilkeleri belirlemiştir:

  1. Standartlaştırma: Üretim faaliyetlerinde verimlilik ve hız konusunda bazı standartlar getirilmelidir.
  2. Hareket ve Zaman Etüdü: Her iş için, en uygun hız ve hareket belirlenmelidir. İşi zamanında yapan işçi, daha yüksek; işi zamanında yapamayan işçi daha düşük ücret almalıdır.
  3. Personelin Seçimi ve Eğitimi: Yönetimin temel görevi, işi en iyi yapacak elemanları işe seçmektir. Ayrıca yapılan eğitimlerle personelin kendini geliştirmesi sağlanmalıdır.
  4. İşlevsel Ustabaşılık: İşletmelerdeki kişiler arasında, hiyerarşik sistem değil, işlevsel sistem kullanılmalıdır. Bu sebeple belirli iş ve bölümlerde ustabaşılık uygulaması gerekmektedir.

Taylor’ın sistemi “insanı bir makine gibi görmesi, gelir elde etmeyi tek isteklendirme faktörü olarak sayması, ücretin çokluğuyla işin kalitesini artıracağını düşünmesi, insanın sosyal ve psikolojik yönünü görmezden gelmesi” yönlerinden eleştirilmiştir.

Yönetsel Teori (Yönetim Süreci) Anlayışı Henri FAYOL [Anriy Fayol (1841-1925)]

Bu yaklaşımı Henri Fayol (1841–1925) ortaya koymuş ve Avrupa’da çağdaş yönetim düşüncesinin öncüsü olmuştur. Fayol, yönetimi ilk kez işlevsel bir süreç olarak düşünmüş ve yönetim süreçlerini planlama, örgütleme, emretme, koordinasyon ve kontrol olarak gruplandırmıştır.

Fayol, yönetilenden çok yöneticiye güvenmiştir. Karar sürecinin önemini vurgulamıştır. Bilimsel yönetim ve yönetsel teori anlayışlarının arasındaki temel farklılık, Taylor’ın (Teylır) işçilerden beklediğini, Fayol’un (Fayol) yöneticilerden beklemesidir.

Bürokrasi Anlayışı – Max WEBER [Maks Veber (1864-1920)]

Bu görüş Alman Sosyolog Max Weber (Maks Veber) tarafından ortaya atılmıştır. Max Weber’e göre tam bir tarafsızlıkla kurallara uyulması, etkinlik açısından ideal bir yönetim düzeninin kurulmasını sağlar. Bürokratik yapının diğerlerinden üstün olduğunu belirtmiştir.

Weber, yetkiyi şu şekilde sınıflandırır:

  1. Geleneksel Yetki: Bu yetki kişisel olup doğuştan kazanılan statüye dayanır. Astların emirleri sadakatle yerine getirmeleri söz konusudur.
  2. Karizmatik Yetki: Yetki yine kişiseldir. Belirli bir kişinin olağanüstü kutsallığı, kahramanlığı veya örnek olacak özelliklerine dayanır.
  3. Rasyonel Yetki: Yetki kişisellikten uzaktır. Yetkiyi içeren yasa ve kurallar, önceden belirlenmiştir. Yönetici, bu yetkisini kullanırken yasalardan güç alır.

2) Klasik Yaklaşımlara Yöneltilen Eleştiriler

Klasik yaklaşımların tamamı, aşağıdaki ortak nitelikleri taşır ve bu niteliklerden dolayı eleştirilmişlerdir:

  • İnsanın sosyal ve psikolojik yönlerini görmezden gelmesi,
  • İnsanı, makinenin bir parçası gibi görerek standartlaştırması ve birini, diğerinin yerine kolayca geçebilir şekilde kabul etmesi,
  • Yönetimin sadece şeklî ve kanuni yönlerine önem vermesi, bu alanda kurallar belirlemeye çalışması,
  • Yönetim ve örgütün sosyal ve psikolojik taraflarına gereken önemi vermemesi.

b) Yönetim (İnsan İlişkileri) Anlayışı

Bu düşünce, yönetim sorunlarının klasik yönetim düşüncesi ile çözülemeyeceğinin anlaşılmasıyla 1940’lı yıllardan başlayıp 1960’lı yıllara kadar süren dönemde etkili olmuş ve yönetime, insan unsurunu öne alan davranışçı bir yaklaşım getirmiştir.

Neoklasik yönetim düşüncesi, klasik anlayışın katı ve insan faktörünü dikkate almayan yapısına karşıt olarak her insanı, performansını etkileyen duygular ve sosyal yönleri olan bir yapıda kabul etmiş ve yönetime uzun vadeli bir katkı sağlamıştır.

Neoklasik yönetim düşüncesinin ele aldığı başlıca konular insan davranışı, kişiler arası ilişkiler, grupların oluşumu, grup davranışları, biçimsel olmayan örgütlerdeki değişim ve gelişmelerdir.

1) Neoklasik Yönetim Düşüncesi ile İlgili Eleştiriler

Neoklasik yönetim düşüncesi, yönetime birçok yeni kazanım, kavram getirmiş ancak bütün dikkatleri insan davranışında yoğunlaştırmış, diğer alanları ihmal ederek hataya düşmüştür. Organizasyonu oluşturan unsurların, kendi başlarına birer varlık oldukları görüşünden kurtulamamış, motivasyon konusuna gereğinden fazla ağırlık vermiştir.

Nasıl klasik yönetim düşüncesi, insanı resmî bir organizasyon yapısı içinde bir makine gibi görerek hata yapmışsa neoklasik yönetim düşüncesi de bütün dikkatleri insan davranışları üzerinde toplamakla aynı hatayı işlemiştir.

Daha sonra gelen araştırmacılar, insan unsurunu esas almakla bütün işletme probleminin çözülemeyeceğini ispata çalışmışlar ve bu gelişmeler sonucunda modern yönetim düşüncesi ortaya çıkmıştır.

2) Klasik yönetim anlayışı ile neoklasik yönetim anlayışın farkları

KLASİK YÖNETİM DÜŞÜNCESİ İLE NEOKLASİK YÖNETİM DÜŞÜNCESİ ARASINDAKİ FARKLAR
KLASİK YÖNETİM DÜŞÜNCESİ İLE NEOKLASİK YÖNETİM DÜŞÜNCESİ ARASINDAKİ FARKLAR

c) Modern yönetim düşüncesi

Bu yaklaşım 1960’lı yıllardan bu yana sürmektedir. Modern yönetim yaklaşımları klasik ve neoklasik yönetimin bir devamı olup yönetime daha değişik boyutlar getirmiştir.

Modern yönetim düşüncesi, “sistem yaklaşımı” ve “durumsallık yaklaşımı” olmak üzere iki temel yaklaşımdan oluşmaktadır. Modern yönetim, her işletmeyi bir sistem olarak görür. Genellikle modeller ve sistemler kurmaya yönelik olup belirli bilimsel kavramlara ve deneye dayalı araştırmalardan faydalanır.

Modern yönetim düşüncesini diğer yönetim düşüncelerinden kesin çizgilerle ayırmak mümkün değildir. Çünkü bu düşünce sistemi, önceki düşünce sistemlerinin ilke ve esaslarını yeni bir bakış açısı ile ele alıp yorumlamaya çalışmıştır. Klasik ve neoklasik yönetim düşünceleri, örgütü bir kapalı sistem olarak ele alırken modern yönetim düşüncesi örgütü çevresiyle etkileşim hâlinde olan açık bir sistem olarak ele alır.