Türk Tiyatrosunun Tarihî Gelişimi ve Geleneksel Türk Tiyatrosunun Modern Tiyatroya Katkıları

Türk Tiyatrosunun Tarihî Gelişimi ve Geleneksel Türk Tiyatrosunun Modern Tiyatroya Katkıları

Şubat 19, 2018 1 Yazar: Recep Bayoğlu

Türk Tiyatrosunun Tarihî Gelişimi ve Türk Tiyatro Tarihi


Kökeni eski inanç ve geleneklere dayanan modern tiyatronun dışında kalan göstermelik türlere verilen addır. Bu başlık altında Karagöz, orta oyunu, kukla, meddah ve köy seyirlik oyunu gibi gösteri türleri yer alır. Bu göstermelik türler klasik tiyatrodan çok farklıdır. Şarkı, dans ve söz oyunlarına dayanan geleneksel tiyatro yazılı bir metne dayanmaz.

Geleneksel tiyatroda güldürü ögesi ön plandadır. Bunun yanında ders verici ve eğitici özelliği de vardır. Genellikle sahnesiz tiyatrolardır. Bunlardan seyirlik köy oyunlarının kökeni tarih öncesi bolluk törenlerine ve ilkel inançlara kadar uzanır. Karagöz ve orta oyunu birbirine benzemekle birlikte sahneleniş tekniği bakımından birbirinden ayrılır.

Meddah tek kişilik bir tiyatro örneğidir. Kukla geleneği ise çok eskiye dayanan bir türdür. Yüzyıllarca Türk halkının temaşa ihtiyacını gideren bu türler, bugün etkisini yitirse de modern tiyatromuza kaynaklık etmeye devam etmektedir.

Türk Tiyatrosunun Tarihî Gelişimi

Geleneksel Türk Tiyatrosu

1. Karagöz Oyunu

Türk Tiyatrosunun Tarihî Gelişimi : Deriden yapılmış kahramanların renkli figürlerinin, ardından aydınlatılmış bir perdeye yansıtılması esasına dayanan halk tiyatrosuna “gölge oyunu” adı verilir. Karagöz oyunu hayali, hayalbaz veya Karagözcü denilen bir kişi tarafından oynatılan bir gölge oyunudur. Karagözcü kuklaları hareket ettirirken aynı zamanda kahramanların konuşmalarını da seslendirir.

Yanında şarkı söyleyen ve def çalan yardımcıları bulunur. Karagöz’de sahne yerine ardından aydınlatılmış bir beyaz perde bulunur. Oyunun kahramanlarını deriden kesilmiş çeşitli insan, hayvan ve eşya figürleri oluşturur.

Karagöz Oyunu

Oyunda asıl kahramanlar Karagöz ve Hacivat’tır. Bunların dışında Osmanlı İmparatorluğu içinde yer alan her kesimden insan (Arnavut, Laz, Rum vb.) bulunur. Karagöz dışa dönük, içi dışı bir, olduğundan başka gözükmeyen, yoksul bir halk tipidir. Halkın sağduyusunu ve törelerini yansıtır.

Hacivat’ı dolandırmak gibi küçük kusurları hoş görülür çünkü o, ortağı tarafından daha büyük ölçüde dolandırıldığının farkındadır. Dürüst ve açık sözlüdür. Sürekli geçim derdinde olan Karagöz, ekmek parası için sevmediği ve beceremediği işleri yapmak zorunda kalır. Cesur ve gözü pektir. Dilencilik yapmaz, emeği karşılığı para kazanmak ister. Parası olduğunda gönlü yüce ve eli açıktır. Çabuk kanan çocuksu bir iyimserliği vardır. Hacivat gölge oyununda Karagöz tipinden sonra ikinci en önemli tiptir.

Hacivat yarı aydın, Osmanlıca konuşmaya özenen, saman altından su yürüten, kurnaz, çıkarını düşünen bir Osmanlı tipidir. Herkesin huyuna suyuna giderek işini yürüten, içten pazarlıklı, ölçülü, her kalıba girebilen, çıkarı için olan biteni görmezlikten gelebilen bir tiptir. Biraz “mürekkep yaladığı” için yarım yamalak da olsa biraz şundan biraz bundan haberi olan bir yarı aydın tipidir. Görgü kurallarına uyar ama samimi değildir.

Karagöz oyunu dört bölümden oluşur

Giriş (Mukaddime)

Hacivat müzik eşliğinde bir semai okuyarak perdeye girer; “Of, hay Hak” diyerek perde gazelini söyler, dua ederek Karagöz’ü çağırır. Karagöz, Hacivat’ın çıkardığı gürültüye kızar, perdeye gelir, kavga ederler.

Muhavere (Karşılıklı Konuşma)

Asıl oyundan bağımsız bir bölümdür. Hacivat ile Karagöz arasında geçen bir konuşmadır. Hacivat’ın “Vay Karagöz’üm, benim iki gözüm merhaba.” sözü ile başlayıp parçanın sonuna kadar devam eden kısımdır.

Fasıl (Oyun)

Asıl oyunun yer aldığı bu bölümde konuya uygun olarak çeşitli tipler perdeye gelir. Bunlar kendi ağız özellikleriyle taklitler yaparak konuşur. Olaylar bir yerde düğümlenir kabadayı vb. bir tipin perdeye gelmesiyle düğüm çözülür.

Bitiş

Karagöz ile Hacivat’ın aralarındaki konuşma kavga ile son bulur. Hacivat: “Yıktın perdeyi eyledin virân. Varayım sahibine haber vereyim hemân.” diyerek perdeyi terk eder. Karagöz de “Her ne kadar sürçülisan ettikse affola.” diyerek oyunu bitirir.

2. Orta Oyunu

Orta oyunuyla ilgili ilk bilgilere XIX. yüzyılın ikinci yarısında rastlamaktayız. Dört bir tarafı seyircilerle çevrili olan bir alanda oynandığı için bu adı aldığı varsayılan orta oyunu, genelde herhangi bir metne bağlı olmadan, tamamen oyuncuların yetenekleri çerçevesinde şekillenen bir oyundur. Türk seyircisi, henüz modern tiyatro ile karşılaşmadığı bir sırada, seyirlik ihtiyacını orta oyunu ve Karagöz gibi geleneksel tiyatrolarımız ile gidermekteydi.

Orta oyunu dört bir yanı seyircilerle dolu bir meydanın ortasında, belli bir konu çerçevesinde, herhangi bir yazılı metne bağlı kalmadan, canlı oyuncular tarafından doğaçlama olarak oynanan geleneksel seyirlik bir oyundur. Bir olay etrafında oluşturulan bu oyunun oynanmasında birden çok oyuncu rol alır.

Orta oyunu müzik, dans, şarkı, taklit ve konuşmalardan oluşan bir bütündür. Orta oyununun oynandığı yer ve oyun oynanırken kullanılan birimler farklı adlarla anılırlar. Bunlar Orta Oyunu Meydanı, Sandık Odası, Kapı, Dükkân, Meydan, yeni dünya, Mevki, Kafes, Tatmaklık’tır.

Orta oyunu için Karagöz ve Hacivat’ın perdeden ortaya inmiş hali denir. Bu oyunların iki başkişisi Kavuklu ile Pişekâr tıpkı Karagöz ve Hacivat’ın özelliklerini gösterir. Pişekâr, Karagöz oyunundaki Hacivat’a; Kavuklu ise Karagöz’e benzer. Kavuklu, oyunun asıl komiğidir. Dobra ve patavatsızdır. Yalan beyanla işi olmaz. Gördüğü her şeyi ağzına geldiği gibi söyler. Kaba biri olduğundan diğer oyuncu tipleri ile tartışıp kavga edebilir.

Pişekâr herkesin huyuna göre konuşmasını, yüze gülmesini bilen, içten pazarlıklı, ara bulucu, usulünce kavgaları yatıştıran, dargınları buluşturan, ölçülü, ağırbaşlı, her kalıba girebilen, işine gelince dilini tutmasını bilen, esnek bir kişiliğe sahip biridir. Oyunda gülmece; söz oyunlarına, hazırcevaplılığa, yanlış anlayışa dayanan konuşmalara ve oyunun öbür tiplerinin ağız taklitlerine dayanır. Belli tipler, belli giysiler giyerler. Karagöz oyununda olduğu gibi Osmanlı coğrafyasının her köşesinden oyuncu tipleri oyuna dahil olabilir. Dekor olarak bir paravan (yeni dünya) bir de alçak bir paravan ya da bir hasır iskemle (dükkân) vardır.

Orta Oyunu (Ressam Muazzez Bey, Tuval Üzerine Yağlı Boya, İstanbul Sanat Müzesi)

Orta Oyununun Bölümleri

Mukaddime (Giriş)

Zurnacı, Pişekâr havası çalar. Pişekâr çıkar ve izleyiciyi selâmladıktan sonra zurnacıyla konuşur. Bu konuşmada, oynanacak oyunun adı bildirilir. Daha sonra zurnacı Kavuklu havasını çalar. Kavuklu ile Kavuklu arkası oyun alanına girer. Kavuklu ile Kavuklu arkası arasında kısa bir konuşma geçer. Sonra bu kişiler birden Pişekâr’ı görüp korkarlar ve korkudan birbirlerinin üstüne düşerler. Bazı oyunlarda zenne takımı ve Çelebi’nin daha önce çıkıp Pişekâr’la konuştukları bir sahne de vardır.

Muhavere (Söyleşme)

Bu bölüm Kavuklu ile Pişekâr’ın birbirleriyle tanıdık çıktıkları tanışma konuşmasıyla başlar. Kavuklu ile Pişekâr’ın birbirinin sözlerini ters anlamaları bir gülmece oluşturur ki buna arzbar denir. Arzbardan sonra tekerleme başlar. Tekerlemede Kavuklu, başından geçen olağan dışı bir olayı Pişekâr’a anlatır. Pişekâr da bunu gerçekmiş gibi dinler, sonunda bunun düş olduğu anlaşılır.

Fasıl (Oyun)

Oyunun asıl bölümü, belli bir olayın canlandırıldığı fasıl bölümüdür. Orta oyununun fasılları genellikle iki paralel olay dizisinde gelişir. Dükkân dekorunda gelişen olaylarda genellikle Kavuklu bir iş arar. Pişekâr’ın ona iş bulmasıyla olaylar gelişir. Dükkâna gelip giden çeşitli müşterilerle ilgili oyunlar da vardır. İkinci olaylar dizisi yeni dünya denilen ev dekorunda geçer. Zenne takımının, Pişekâr aracılığıyla ev araması ve bir eve yerleşmesi biçiminde olaylar gelişir.

Bitiş

Oyunun son bölümüdür. Pişekâr, Kavuklu ile son bir konuşma yapar. Aynen Karagöz oyunundaki gibi “Sürçülisan ettikse affola” der, sonraki oyunun nerede ve ne zaman olduğunu bildirerek oyunu bitirir.

3. Kukla

Türk Tiyatrosunun Tarihî Gelişimi : Kukla hareketli yerleri iplikle sanatçının parmaklarına bağlanarak veya eldiven gibi bir kesit kullanılarak bir perdenin üzerinden oynatılan, bez, karton vb. hafif nesnelerden yapılmış insan ve hayvan figürlerine verilen addır. Anadolu’da yaşayan korçak, kudurcuk, kaburcuk, koğurcak gibi isimlerle yaşayan kukla seyirlik oyunların en eskilerindendir. Konusunu günlük yaşamdan ve edebî hikâyelerden alan kukla bir hareket ve hacim oyunudur. 14. yy’dan bu yana oynatıldığı bilinmektedir.

Türk kuklasında kişilerin özellikleri, Karagöz ve orta oyunundaki gibi kesin çizgilerle belirtilmemiştir. Kuklada iki tane başkahraman bulunmaktadır. Bunlar İbiş ve İhtiyardır. İbiş kurnaz ve hazırcevaptır. Kaba bir dil kullanır. Biçimsiz bir şapkası vardır püskülü sağa sola sallanır. İhtiyarın uşağıdır, efendisine bağlıdır. İhtiyar ise varlıklı bir kişidir.

Kukla oyunları konularını Karagöz ve orta oyunu oyunlarından ya da halk hikâyeleri ve efsanelerden almaktadır. Ülkemizde ipli kukla, el kuklası, araba kuklası, iskemle kuklası gibi türlerle bilinen kukla sanatı 19. yy sonlarında önemini kaybetmeye başlamıştır. Cumhuriyet döneminde sınırlı sayıda sanatçı yaşatmaya çalışmıştır. Günümüzde çok sayıda kukla sanatçısı yeni oyunlarla daha çok çocuk tiyatrosu tarzında bu sanatı sürdürmeye çalışmaktadır.

“Leyla ile Mecnun” kukla oyunu

4. Meddah

Methedici (övücü) taklitler yapıp hoş öyküler anlatarak halkı eğlendiren sanatçıya meddah denir. Türk halk zekâsının ve halkın, olayları karikatürize etme gücünün büyük sanatlarından biri olan meddahlık yüzyıllar boyu yaşamış, Türk halkı arasında çok ilgi görmüştür. Meddahlık için tek adamlık tiyatro diyebiliriz.

Meddah tiyatronun bütün kişilerini varlığında birleştiren bir aktördür. Yüksekçe bir yerde oturarak bir öyküyü başından sonuna skadar canlandırdığı kişileri ağız özelliklerine göre konuşturarak anlatır. Perdesi, sahnesi, elbiseleri, dekoru, kişileri bulunmayan bu tiyatronun her şeyi meddah denilen o tek adamın zekâsına, bilgisine, söz söylemedeki başarısına bağlıdır. Meddahların çoğu, klasikleşmiş beyitlerle öykülerine başlarlar.

Meddah kişilerin ağız özelliklerini taklit ettiği gibi hayvanların, doğanın ve cansız nesnelerin seslerini de taklit eder. Meddahın iki aracı vardır: Biri boynuna doladığı mendili, öteki de elinde tuttuğu sopasıdır. Mendille çeşitli başlıklar yapar, terini siler. Sopayı da oyunu başlatmak, seyirciyi suskunluğa çağırmak, kapıyı vurmak için ya da saz, süpürge, tüfek, at yerine kullanır.

Meddah hikâyeleri genellikle dini konular, efsaneler, destanlar ve halk hikâyelerinden oluşturmaktadır. Meddah bir anlatı türü olmasından dolayı Karagöz ve orta oyunundan ayrılır. Ancak anlatı bölümlerinin aralarındaki söyleşmeli, taklitli, kişileştirmeli bölümler nedeniyle dramatik türden sayılır. Meddah yöntemleri bakımından Karagöz ve orta oyununa çok yakın olmakla beraber, güldürüyü ve beraberinde daha çok ders vermeyi amaçlayan seyirlik bir türdür.

18. yüzyıldan bir meddah minyatürü

5. Köy Seyirlik Oyunları

Köy seyirlik oyunları düğünlerde, bayramlarda ya da yılın belirli günlerinde köylülerimizin, genellikle “oyun yapma”, “oyun çıkarma” adı altında bereket, bolluk, sağlık ve yeni yılı karşılamak amacıyla oynadığı törensel içerikli oyunlardır.

Köy seyirlik oyunlarının kaynakları, tarih öncesi devirlere ait ayinlere ve yaşama süreci içindeki günlük hayat sahnelerine dayanır. Çeşitli inanış ve mitlerin kaynaklık ettiği bu oyunlar, eski Anadolu uygarlıklarının, Anadolu toprakları üzerinde yaşayan halkımızın Orta Asya’dan getirdiği kültürel ögeler ve İslamiyet’i kabulünden sonraki İslami ögelerle birleşen bir kültürel sentezin izlerini taşır.

Köy tiyatrosu özel bir sahneye ve kostümlere sahip değildir. Bu tiyatronun oyuncu ve seyirci kadrosu köyün içinde birlikte bulunmakta, makyaj, kostüm ve oyunun kurgusu doğaçlama olarak oyun çıkarılırken gerçekleşmektedir. Bu nedenle ait olduğu toplumun geleneksel beğeni ve zevkinin yanı sıra güldürü anlayışını ve toplumsal öz eleştirisini, kısaca yaşam biçimini yansıtmaktadır.

Ülkemizde genel olarak toprağa bağlı yaşayan yerleşimlerde seyirlik oyunların yaşatıldığını görmekteyiz. Bu oyunlar genellikle yılın veya mevsimin değişimine bağlı olarak oynanan oyunlardır. Bunlardan bazıları; Köse Oyunu, Arap Oyunu, Kız Kaçırma, Koç Katımı, Saya Gezme oyunlarıdır.

Türk Tiyatrosunun Tarihî Gelişimi

Köy seyirlik oyunu

Türk Tiyatrosunun Tarihî Gelişimi : Modern Türk tiyatrosu

1. Tanzimat Tiyatrosu

Tanzimat Osmanlı toplumunda büyük değişikliklerin olduğu, Osmanlı aydınının yüzünü tamamen Batı’ya döndürdüğü bir dönemdir. Fransız İhtilali ile başlayan hürriyet, adalet, eşitlik düşünceleri Osmanlı toplumunu da etkilemiş, her alanda yeni gelişmeler olmuştur. Tiyatroda da bu dönemde ciddi gelişmeler olmuştur. Geleneksel Türk tiyatrosu yerini yavaş yavaş Batılı anlamdaki modern tiyatroya bırakmıştır.

Çağdaş Türk tiyatrosunun ilk ürünleri konu bakımından Tanzimat’ın prensiplerine uygunluk göstermiştir. Tanzimat tiyatrosu genellikle fert, aile ve toplum hayatını düzeltmeyi amaçlamıştır. Tanzimat tiyatro yazarları kahramanlık duygularını vatan ve millet sevgisini geliştirip idealist bir sanat anlayışı benimsemişlerdir.

Tanzimat döneminde, oyun yazma tekniği pek bilinmediği için, şairler ve yazarlar ne kadar önemli olurlarsa olsunlar, Avrupa tiyatrosunu, özellikle İngiliz, Alman, Fransız tiyatro yazarlarını örnek alarak yazmışlardır. Çeviri ve adapte çalışmaları bu dönemde yaygınlık kazanmıştır. Eserlerde yoğun biçimde Moliere (Molyer), Corneille (Kornelli), Goldoni (Goldoni), Shakespeare (Şekspir) etkisi görülmüştür. Bu dönemde oyunlar genellikle komedi, trajedi, dram ve melodram niteliği taşımıştır.

Komedilerde klasisizm akımının, dramlarda ise romantizm akımının etkileri görülmüştür. Namık Kemal’in yapıtlarında Victor Hugo (Viktor Hügo) ve Schiller (Şiller) büyük rol oynamıştır. Komedi türünde Moliere, en çok örnek alınan kişidir.

Türk Tiyatro Tarihi : Türk Oyunu

Batılı anlamda, ilk Türk oyunu İbrahim Şinasi’nin yazdığı ve 1859’da oynanan “Şair Evlenmesi” dir.

Yanlış geleneklerin eleştirildiği bu eserde geleneksel tiyatrodan özellikler bulunmaktadır. Şinasi’den sonra Namık Kemal, tiyatroda eğlence ile toplumsal yararı birleştirir. Vatan yahut Silistre (1873), Celâlettin Harzemşah (1881) oyunlarında tarihsel konuları; Gülnihal (1875), Zavallı Çocuk (1873) ve Akif Bey (1874) adlı oyunlarında ise toplumsal konuları işler.

Ahmet Vefik Paşa, tercüme ve adaptasyon tarzında eserler vermiştir. Moliere’den çevirdiği ve Zor Nikâh, Zoraki Tabip adını verdiği Türkçeye adapte edilmiş eserleriyle büyük başarı sağlamıştır. Ali Bey, Kokana Yatıyor, Misafir-i İstiskal gibi birer perdelik komedileri yanında Moliere’den adapte ettiği Ayyar Hamza ile tiyatromuza katkıda bulunmuştur.

1870’ten sonraki piyes yazarlarından biri de Recaizade Mahmut Ekrem’dir. Recaizade Mahmut Ekrem’in “Atala ve Amerika Vahşileri ve Çok Bilen Çok Yanılır” komedisi Batılı anlamda tiyatronun bütün özelliklerini taşır.

Abdülhak Hamit Tarhan, dönemin diğer önemli tiyatro yazarıdır. Tiyatro türünde yirmi bir eseri vardır. Bunların bir bölümü mensur, bir bölümü de manzum-mensur karışıktır. Şiir şeklindeki manzum tiyatrolarının bazılarını aruz, bazılarını hece ölçüsüyle yazmıştır. Tiyatro eserlerini sahnelemek için değil, okunmak için yazmıştır; bu nedenle bu eserleri sahne tekniğine ve diline uygun değildir. Tiyatro eserlerinde romantizm akımının etkisi görülür. Tiyatrolarının tümü dramdır. Shakespeare ve Victor Hugo’dan etkilenmiştir. Sardanapal, Eşber, Nesteren, Liberte, Mecara-yı Aşk, Sabr u Sebat, İçli Kız, Duhter-i Hindu bunlardan bazılarıdır.

2. Millî Edebiyat Dönemi’nde Tiyatro

Tanzimat’la birlikte başlayan modern Türk tiyatrosu Millî Edebiyat Dönemi’nde gelişimini devam ettirmiştir. Özellikle de Yeni Lisan hareketiyle konuşma diline yakın bir edebî dil oluşturan sanatçılar, tiyatro üzerine birçok çalışma yapmıştır.

Bu dönemde tiyatro hayatını ciddi bir şekilde organize etmek üzere özel tiyatroların yanında resmî tiyatrolar da kurulmuştur. Bu kurumlar arasında en önemlisi ise şüphesiz günümüzde ismi “İstanbul Şehir Tiyatroları” olarak geçen “Darülbedayi-i Osmanî”dir. Modern bir tiyatronun tüm imkânlarına sahip olan bu kurum aynı zamanda ülkemizdeki ilk şehir tiyatrosudur.

Darülbedayi-i Osmanî, sadece bir tiyatro değil aynı zamanda bir güzel sanatlar okulu olmuştur. Burada aktörlüğü meslek edinecek sanatçılar yetiştirilmiştir.

Türk Tiyatrosunun Tarihî Gelişimi

“Çürük Temel”, Darülbedayi-i Osmanî’de sahnelenen ilk oyundur.

Bu dönem tiyatroları, teknik olarak mükemmelliğe ulaşamasa da bu eserlerin edebiyatımıza getirdiği en büyük yenilik, o döneme kadar tiyatroda ulaşılamayan tabii ve sade dildir. Bu tabii ve sade dille birçok tiyatro eseri yazılmış ve sahnelenmiştir.

Bu dönemde tiyatro yazarları arasından en önemli iki yazar, İbnürrefik Ahmet Nuri ve Musahipzade Celal’dir. Bu iki oyun yazarıyla birlikte dönemin roman ve öykü yazarlarından Aka Gündüz, Reşat Nuri, Ömer Seyfettin, Halide Edip, Yakup Kadri, Mithat Cemal; şairlerinden Halit Fahri, Yusuf Ziya, Faruk Nafiz gibi isimler sahnelenen oyunlar yazmışlardır

“Türk Tiyatrosunun Tarihî Gelişimi ve Geleneksel Türk Tiyatrosunun Modern Tiyatroya Katkıları” Başlıklı yazımda geleneksel Türk tiyatrosunda hangi oyunlar vardır?, modern Türk tiyatrosu genel özellikleri nelerdir? gibi merak edilen konulara değindim konuyu PDF formatında indirmek İsterseniz Türk tiyatrosunun tarihi gelişimi pdf Bağlantısını kullanabilirsiniz.