Sokrates Kimdir? Sokrates’in Hayatı ve Ölümü

Sokrates Kimdir? Sokrates’in Hayatı ve Ölümü

Mart 17, 2018 0 Yazar: Recep Bayoğlu

Sokrates, Antik düşünce tarihinin en önemli şahsiyetlerinden biridir.

Sokrates’in ölümünden sonra ortaya çıkan bütün felsefe mektepleri, Sokrates’in şahsiyetini, felsefelerinin ağırlık noktası yapmışlardır.

Sokrates’e bağlı olduklarını ileri süren bütün bu felsefe mektepleri, bilge kişi idealini felsefenin başlıca problemi yapmışlar ve bu ideali de her vakit, Sokrates’in şahsında gerçekleşmiş olarak görmüşlerdir.

Sokrates, hayatını aklı ile idare eden, aşırı istek ve içgüdülerini aklı ile bastırmasını bilen, bütün kararlarında, aklının ve vicdanının sesini dinleyen bilge kişi ideali için bir örnektir. Sokrates’in ölümünden sonra, Sokrates’in düşüncelerine bağlanan birçok felsefe mektepleri ortaya çıkmıştır.

Bununla birlikte, Sokrates’in kendisi hiç bir mektep kurmamış, hiç bir şey yazmamıştır. Sokrates’i, biz bir yandan Sokrates’e karşı koyanların, öte yandan, öğrencilerinin ve hayranlarının, kendisi hakkında yazmış oldukları düşüncelerden tanıyoruz. Sokrates, daha sağlığında iken efsane perdesine bürünmüş olan şahsiyetlerden biridir.

Sokrates hakkındaki eski literatür, bir yandan Aristohpanes, Eupolisos gibi komedi yazarlarının karikatürleştirdikleri ve Sokrates’in kendisi ile hiç bir ilgisi olmayan ayrı bir tipi tasvir eden yazılarla, öte yandan, kendi öğrencilerinin ve taraftarlarının kendi gerçek şahsiyeti üzerine kaleme almış oldukları eserlerden meydana gelir. Bununla birlikte, Sokrates’in kendi öğrencileri de, çok kere, kendi görüşlerini hocalarına mal etmişlerdir.

Meselâ, Sokrates’in öğrenciliğini etmiş olan Eflâtun ve Xenophanes, diyalog şeklinde yazmış oldukları eserlerinde kendi düşüncelerini de üstatlarının ağzından söyletmekten kaçınmamışlardır. Bunlar, Sokrates’in hayatta iken, çok çeşitli ve geniş konular üzerinde konuşmuş olduğunu göz önünde tutarak, kendi düşüncelerini de sanki üstadın düşüncesiymiş gibi göstermişlerdir.

Sokrates, Atina’nın cesur ve çalışkan bir vatandaşıdır. On yıldan fazla bir zaman, askerlik ödevinde bulunmuş, savaşlara katılmış ve yararlıklar göstermiştir. Nitekim Eflâtunun Ziyafet adlı diyaloğunda, Sokrates’in, Amphipolis bozgununda göstermiş olduğu yararlıklar ve dayanıklılığı övülür.

Atina’daki demokratik düzen gereğince, Sokrates de, zaman zaman halk meclisine katılmak zorunda kalmış, her seferinde adalet ve cesaretini göstermek fırsatını bulmuştur. Meselâ Sokrates, 406 yılında halk meclisinin cezalandırdığı bazı kumandanların mahkûmiyet kararlarını reddetmiş ve bunları koruyan tek şahıs Sokrates olmuştur.

En sonunda Atina’nın yenilmiş olduğu Peleponnes savaşları sırasında, bir ara, Atinalılar, Ege denizi kıyılarında, Ispartalıları yenmişler, ancak, ansızdan çıkan bir fırtına yüzünden, bu başarının sonuçlarından, tam bir şekilde faydalanamamışlardı. Galip kumandanlar, bu arada ölüleri de toplayıp gömmeye vakit bulamamışlardı.

İşte, suçlandırılmalarına sebep de bu olgu idi. Sokrates, boş inanlara bağlı ve heyecan içindeki halk meclisinde bu kumandanların lehinde söz söyleyen tek şahıs olmuştu. Sokrates, Peleponnes savaşlarından sonra iktidara gelen Aristokrat idarenin zulmünü ve haksızlıklarını da, gerektiği vakit, hayatını tehlikeye koyarak, tenkit etmekten çekinmemiştir.

Bununla birlikte, daha sonra iktidarı ele alan demokrat idarenin yolsuzluklarını da gene aynı cesaretle ortaya koymuştur. Sokrates’in bu pervasız tenkitleri kendisine pek çok düşman kazandırmıştır. Nitekim düşmanları kendisini suçlandırmak için fırsat kollamaya başlamışlardır.

Sokratesin Hayatı ve Ölümü

Nihayet, Sokrates’e karşı bir savaş açılarak kendisi halk meclisine verilmiştir. M. O. 399 yılında, 71 yaşındaki Sokrates, beş yüz kişilik halk meclisi tarafından, baldıran otu içmek suretiyle ölüme mahkûm edilmiştir. Sokrates’e karşı açılan dâva, gerçekte, gelenekçi çevrelerde Sofistlere karşı uyanan reaksiyonun da bir ifadesi idi.

Gerçekte Sokrates, Sofistlere karşı idi. Ancak Filozofun, Sofistlerle yakın münasebetleri olan kimselerle meselâ, Sofistlerin öğrencileri ve dostları ile görüşmesi ve bir de, Sokrates’in etrafının da her vakit bir dinleyiciler gurubu ile çevrelenmiş olması, kendisinin de bir Sofist sanılmasına sebep oluyordu. Aslında, Sokrates’in ilgilendiği konu da, Sofistlerin üzerinde durdukları konu idi. Sokrates de tıpkı Sofistler gibi, tabiatçı filozofların tersine olarak, insan problemini ele almıştı.

Ancak, Sofistler, günlük ihtiyaçların ve günlük düşüncelerin çevresi içinde kalır, yalnız insanların ulaşmak istedikleri hedefleri göz önünde tutarak, bunların kandırılmasına yarayacak vasıtaları sağlamayı düşünürlerken, Sokrates, insanlık kavramına yüce bir anlam kazandırmayı düşünür. Sofistler şüphecilikleri ile herkes için geçerliği olacak bir doğru bilgi idealini ortadan kaldırırlarken, Sokrates, gerçek ilim idealine, yeni baştan, lâyık olduğu değeri kazandırır.

Sokrates, hiç bir mektep açmadan, yalnız belli başlı konular üzerinde tartışmak suretiyle 434 yılından ölümüne kadar öğretim çalışmalarında bulunmuştur. Sokrates’in etrafını, her vakit, öğrencilerinden ve Ateşli hayranlarından meydana gelen bir gurup çevreliyordu. Öğrencileri arasında her sınıftan insanlara rastlanıyordu.

Meselâ, Eflâtun gibi yüksek Aristokrasiye mensup bir gencin yanı başında, Antisthenes gibi bir köle de bulunuyordu. Kendisini örnek alan daha birçok genç amatörler etrafım almıştı. Bunların arasında Xenophanes gibi bir askere de rastlanıyordu. Sokrates, Sofistler gibi uzun nutuklar söylemekten, kandırıcı güzel sözler kullanmaktan kaçmıyordu. O, her vakit doğru olana bağlı kalıyor ve dürüstlükten ayrılmıyordu.

Sokrates, Sofistleri tenkit etmek gerektiği vakit, onların usulünü de ustalıkla kullanmasını biliyordu. Bu suretle, Sofistlerin nasıl bir çelişmeye düşmüş olduklarını da zaman zaman ortaya koyuyordu. Sokrates’in kullandığı metot, konuşma metodudur. Sokrates, konuşma sırasında karşısındakine bir takım sorular sorar ve bunların cevaplandırılmasını bekler.

Bu arada, kendisi, sanki hiç bir şey bilmiyormuş gibi görünür. Sokrates, karşısındakileri belli sorular üzerinde düşünmeye götürür. İşte, Sokrates’in kullandığı metodu takip eden öğrencileri, her vakit, diyalog yani, konuşma tarzında eserler meydana getirmişler ve bu eserlerin hepsinde konuşmayı Sokrates idare etmiştir.

Bununla birlikte Sokrates’çiler, Sokrates’in düşüncelerini yorumlamada birbirleri ile anlaşamamışlar, bunlardan her biri, üstadı, kendi açısından yorumlanmış ve kendi anlayışına göre tasvir etmiştir Sokrates’in şahsiyeti, düşünce ve görüşleri hakkında en önemli bilgiyi Eflatunun diyalogları verir.

Gerçi, Eflatun da, çok kere, Sokrates’in ağzından kendi görüşlerini söyletir. Bununla birlikte, gerek Eflatunun, gerek 6teki öğrencilerin üzerinde birleştikleri önemli bir nokta vardır. Bu da Sokrates’in gerçek bir bilginin varlığına inandığı ve bu gerçek bilginin de ahlak duygusu ile yakından ilgili olduğudur. Eflatunun diyaloglarında, çok kere, Sokrates’in bir deyiminden söz edilir. Bu da, «faziletin bir bilgi» olduğudur. Sokrates’e göre, faziletsiz bilgi olamaz. O, bu bakımdan, düşünce ile eylem arasında tam bir uyuşma olduğuna inanır.

Sokrates’e göre, faziletin varlığı, bu dünyada, üstün bir düzenin varlığının da ifadesidir. Eğer bu dünyada, böyle üstün bir düzen mevcut olmasaydı, bu gerçek bilginin de mevcut olmasına imkân olmazdı. Dünyadaki bu üstün düzen, yalnız, iyilikçi bir Tanrının varlığı ile açıklanabilir.

Bu üstün kuvvet, dünya yüzündeki bu tanrıca düzeni gerçekleştirir. Bu düzenin esasını da, ölümsüz olan insan ruhunun gelecekteki hayatı meydana getirir. Ruh, işlediği iyi eylemler için mükâfatlandırılacak, kötü eylemler için ise cezalandırılacaktır.

Sokrates Kimdir?

Sokrates, «fazilet bir bilgidir» der. Bundan başka bir de «hiç kimsenin bile bile kötülük etmeyeceğinden» söz eder. Gerçekte, Sokrates’in bu iki cümlesi bir biri ile sıkı sıkıya ilgilidir. Eğer fazilet bir bilgi ise faziletsizlik de bir bilgisizlik demektir. Faziletsiz kötü bir ruh, bilgisiz bir ruhtur. Bu ruhun, her şeyden önce aydınlatılması, bilgisizlikten kurtarılarak düzeltilmesi gerekir.

Sokrates’e göre, insanda, doğuştan bir kötülük mevcut değildir. Kötülük bir yanılma sonucunda ortaya çıkar. Yunan ahlak felsefesinin başlıca sorusu, mutluluk «eudaimonia» sorusundan ibarettir. Mutluluk, insanın bütün çabalarının en son hedefini meydana getirir, Ancak, acaba mutluluğun kendisi ne dir? Sofistler, mutluluğu, bir bakıma mümkün olduğu kadar güçlü olmakta buluyorlar, bir bakıma da ihtiyaçların kandırılması ile bir tutuyorlardı.

Sokrates, Sofistlerin bu anlayışını reddeder. Sokrates’e göre, insanın mutluluğa ulaşabilmesi için ilkin, kendi kendiyle uyum içinde olması gerekir. İnsan, ancak kendisiyle uyum içinde olduğu vakit gerçekten mutlu olabilir. Şimdi, insanın yanılması da, mutluluğu yanlış bir yolda araması sonucunda ortaya çıkar. Böyle olunca, eğitim ve öğretim yoluyla insana gerçek mutluluğun ne olduğu öğretilip, kötülüğün önüne geçilebilir.

Sokrates, insanların, aslen kötü olmadıklarını ve kötülüğün önüne geçilebileceğini kabul etmekle, ahlâk alanında, tam bir iyimserliği temsil etmiş olur. Ancak, Sokrates’in ardından giden Eflâtun, zamanla ve yaşadığı olguların tesiri ile hocasının bu kesin iyimserliğinden ayrılacak ve vücut yapılan gibi ruhların da, bir birinden ayrı olduklarını ileri sürecektir.

Sokrates’in, öğrencilerinin, gerek Eflâtunıun gerek Xenophomıgs’in, üzerinde durdukları, başka bir sözü de, onun «Daimonion» udur. Sokrates, bazı kere, bir bezginlik, bir bitkinlik ve usanç durumlarına düşüyor. Kendi içinde, hiçliği, yokluğu ve zihninin kısırlığını duyuyor. İşte o vakit, içinden bir ses kendisine, nasıl davranması gerektiği yolunda bir ikazda bulunuyor. Artık, içinde bulunduğu kötümser durumdan kurtuluyor.

Sokrates, bilgeyi, kendi şuuru dışına çıkartan ve kendi üstüne yükselten bir cezbe «extase» durumuna, bir çeşit dini sarhoşluk içine düşüyor. İşte Sokrates, böyle durumlarda, Tanrı’nın sesini kendi içinde duyduğunu sanıyor ve bu Tanrı sesine «Daimonion» um diyor. İnsan, Tanrı’nın sesini, dıştan bir takım vasıtalarla, yani kâhinler ve rahipler yoluyla değil, doğrudan doğruya kendi içinde de duyabilir.

Sokrates, dindar bir insandır. Çünkü o, kendi hayatının üstün bir kudret tarafından idare edildiğine ve düzenlendiğine inanıyor. Sokrates’in zaman zaman içine düştüğü cezbe durumu, ekseri din düzelticilerinin ve azizlerin başlarından geçeni cezbe anlarını hatırlatır. Bunlar, ilkin bir huzursuzluk ve kâbus durumuna düşer, sonra, kendilerini bu durumdan kurtaracak tanrıca bir işaret bularak, yeni baştan bir iç huzuruna ulaşırlar.

Sokrates, halk meclisinin karşısına getirildiği vakit, bir yandan Şehrin Tanrılarını savsamak ve Atina’ya yeni Tanrılar sokmakla, öte yandan, gençliği baştan çıkarmak ve bozmakla suçlandırılmıştı. İlk suçlandırma, Sokrates’in, yukarda sözünü ettiğimiz Daimonionundan ileri geliyordu.

Sokrates’in, kendi içinden duyduğunu ileri sürdüğü bu Tanrıca sesi Atinalılar, onun, yeni Tanrısı saydılar. İkinci suçlandırma ise Sokrates’in, etrafında kendisini dinleyen gençler üzerinde uyandırdığı tesir ve coşkunluktan ileri geliyordu.

Gerçekten, Sokrates’in etrafında toplanan bütün bu gençler, onun, bazen bir takım ustaca sorularla, kendisine güvenen gururlu bir Sofisti, nasıl gülünç bir duruma düşürdüğünü görüyorlar yahut da, iyi niyetli bir gence, gene böyle bir takım ustaca sorularla daha şuuruna varmamış olduğu doğru bir bilgiyi nasıl buldurduğuna tanık oluyorlardı.

Sokrates, insanlarda mevcut olan bilgileri şuura çıkartmayı, kendi deyimi ile «bilgiyi doğurtmayı» biliyordu. Ancak, böyle bir doğurtma eyleminin mümkün olması için, bu bilgilerin insan zihninde saklı bulunması, yani, daha önceden kazanılmış olması gerekir.

Bu bilgilerin daha önceden kazanılmış olması da, ruhun bu hayattan önce başka bir hayat yaşamış olması ile açıklanabilir. Bu suretle de ruhun ölümsüzlüğü sorusu ortaya çıkar. Sokrates’in, kendisinden sonraki devirler üzerinde uyandırdığı derin tesir, onun ölüme gidiş tavrı ile açıklanabilir. Gerçekten Sokrates, kendi düşünce ve görüşleri, kendi hayat tavrı uğruna ölüme gitmiştir.

Sokrates, bütün hayatı boyunca inandığı değerlere karşı gelmektense, ölümü seçmiştir. Çünkü Sokrates, mahkemede, hâkimlerin gönlünü yumuşatacak yolu tutmamış, tersine, kendi görüş ve inançlarını savunmakta devam etmiştir Bu suretle, sanki hâkimlere meydan okumuştur. Sonra kendisine kaçmak imkânı verildiği halde kaçmayı da reddetmiştir.

Sokrates, bu suretle, kendi kendisi ile olan uyum ve düzeni bozmaktan sakınmıştır. Çünkü Sokrates, hapishaneden kaçtığı takdirde, artık kendi kendisi ile olan uyum ve düzeni, şahsiyetinin birliğini bozacağını, kendi kendine sadık kalmamış olacağını kabul ediyor.

Bu inancını temellendirmek için de şöyle bir kanıt ileri sürüyor.

«Ben, yetmiş’ yıllık ömrümü Atina’da geçirdim ve bütün hayatım boyunca da Atina’nın kanunlarından faydalandım. Eğer bu kanunları beğenmeseydim ve isteseydim Atina’yı bırakıp gidebilirdim. Böyle bir şey yapmadım. Şimdi bu kanunların aleyhime döndüğü bir sırada, velev ki bana karşı haksız da olsalar, kaçmaya kalkarsam, kendi kendimle olan uyum ve düzeni bozar, «eudaimonia » mı kaybederim,

«Atina’da yaşamakla, Atina kanunlarına her vakit boyun eğmeye söz vermiş bulunuyorum. Eğer şimdi, bu kanunların benim hakkımda vermiş oldukları hükmü yerine getirmezsem, verdiğim sözü tutmamış olurum. Bu suretle de kendi kendimi nakzeder, kendi kendimle çelişmeye düşmüş olurum. Bundan başka, Atina’dan kaçtıktan sonra, hangi memlekete gidersem gideyim, o memleketin insanları tarafından da hoş karşılanamam, Çünkü Atina’nın kanunlarını bir kere bozmuş olacağımdan, bu insanlar, bir gün de kendi kanunlarım bozacağımı düşüneceklerdir.»

Sokrates’in üzerinde durduğu nokta, insanın, kendi kendisi ile uyum içinde olması, kendi kendisine sadık kalmasıdır. Kendi kendisi ile uyum içinde olmayan insan, hiç bir vakit, tam manasıyla, mutlu olamaz. Sokrates, ortaya koyduğu bu mutluluk anlayışım, aynı zamanda yaşamış ve kendi hayatı ile de göstermiştir. Sokrates’in gelecek nesiller üzerindeki derin tesiri, asıl onun hayat tarzı ve ölümü ile açıklanabilir.

Netkim, Sokrates’in ölümünden sonra, onun yolunda gidenleri ilgilendiren başlıca soru, Sokrates’in yaşayarak gerçekleştirmiş olduğu bu eudaimonia sorusudur. Mutluluk nedir ve nasıl gerçekleştirilebilir? Bütün Sokrates’çilerin gözünde Sokrates, hem bir bilge kişi, hem de mutlu bir insan örneğidir. Sokrates’in mutluluğu, kendisinin bilgeliğine dayanır.

Sokrates, bilgeliği, yani, gerçek değerlerle aldatıcı değerleri birbirinden ayırabilmesi sayesinde mutluluğa ermiştir. Bilge kişinin gerçek sıfatı, gerçek değerleri tanıması ve kendi kendisi ile uyum halinde olmayı bilmesidir.