Filozoflara Göre Felsefe Tanımları Nelerdir?

Felsefenin ne olduğu, yanıtlanması güç bir sorudur. Felsefe, farklı dönemlerde farklı anlamlara karşılık gelmiştir. Ne yazık ki herkesin üzerinde uzlaşabileceği bir tanım verilememiştir.

Felsefenin bilmek ve anlamak istediği insanın kendisi, içinde yaşadığı dünya ve bu dünyada hayatına yön verecek değerlerdir. Böylelikle felsefede çok çeşitli konular ele alınmış ve metafizik konularla ilgilenilmiştir. Aynı zamanda farklı dönem ve kültürlerde yaşayan filozoflar, farklı tarihsel ve toplumsal koşullardan etkilenmiş ve gerçekliği, kendi mizaç ve bakış açılarına göre değerlendirmişlerdir. Elbette tüm bunların felsefenin kapsamı, amacı, içeriği ve işlevinde farklılıklara neden olacağı açıktır. Bu durumda filozofların yaptıkları felsefe tanımları da farklılaşmıştır.

Felsefeye ilişkin tanım denemelerinde bir görüş birliği olmasa da benzer noktalar vardır. Filozoflar, içinde yaşadığı dünyada olup bitenleri anlamak, doğruya ulaşmak ve değerlere göre yaşamak gibi ortak problemlerle ilgilenirler. İnsan yaşamını ilgilendiren her şey hakkında akıl yürütür ve akla dayalı açıklamalar yaparlar. Evrensel bir bakış açısıyla her şeyin anlamını sorgularlar.

Bilgiyi, bilmeyi sever; gerçeğin doğru bilgisine yani hakikate ulaşmak için çaba gösterirler. Bu arayışta her tür bilgiyi eleştirel bir gözle değerlendirirler. Böylelikle esasında hepsinin yaptığı felsefe denilen düşünme etkinliğidir. Öyleyse bu kadar çok anlayışın olması bize, felsefenin hiç bitmeyecek bir sorgulama ve araştırma olduğunu gösterir. Felsefe de aynı konuda birbirini yok edemeyen farklı fikirlerin olması insanın değişmez, mutlak bilgiyi elde edemeyeceğinin ancak bu arayışın daima süreceğinin bir göstergesidir.

Filozoflar var olanın doğru bilgisine yani hakikate ulaşmak ister.

Bu açıklamalardan sonra, filozofların yaptıkları felsefe tanımlarında benzer ve farklı noktalar olabileceğine göre bu tanımlara bakalım:

Platon

Platon

Antik Yunan filozofu Platon (MÖ 427-347)’a göre felsefe, “Doğruya varmak, var olanı bilmek için düşüncenin yöntemli bir çalışmasıdır.” Buna göre o, felsefeyi, insanı hakikate götürecek bir yol olarak görür. Bazı filozoflar da felsefeyi, varlıkla ilgili bir tür bilgi ya da bilgelik olarak görmüşlerdir. Filozofun da bilgiden amacı gerçeğin bilgisini yakalamaktır. Yine bir Yunan düşünürü olan Aristoteles (MÖ 384-322) felsefeyi “Var olanın ilk ilkelerinin ve temellerinin araştırılmasıdır.” şeklinde tanımlamıştır.

İslam filozofu El-Kindi (801-873), “Felsefe, insanın gücü ölçüsünde varlığın hakikatini bilmesidir.” derken, Türk-İslam filozofu Farabi (870-950)’ye göre felsefe, “Var olmaları bakımından varlıkların bilinmesidir.” İbn-i Sina (980-1037) ise insan aklının sınırlı olduğunu, bu nedenle de insanın nesnelerin hakikatini bilemeyeceğini savunmuştur. Buna göre o, felsefenin amacını “Bir insanın nesnelerin hakikatlerini kavrayabileceği kadar kavramasıdır.” şeklinde vermiştir.

Alman filozofu Immanuel Kant (İmmanuel Kant) (1724-1804) Aydınlanma Dönemi düşünürüdür. Bu dönemin temel motifi akıldır. O yaşadığı dönemin etkisiyle aklın bilme yetisinin sınırlarını sorgulamış, aklın insan yaşamında yol göstericiliğine öncelik tanımıştır. Kant’a göre, “Felsefe kendisini akla dayanan nedenlerle meşru kılmak veya haklı çıkarmak iddiasında bir zihinsel etkinlik biçimidir.” Buna göre felsefe, insanın her türlü akıl yürütmesini birtakım gerekçelerle ortaya koymasını sağlayan bir etkinliktir.

Tüm bu felsefe tanımları felsefede tek bir doğru görüşün kabul edilmediği, aynı konuda farklı fikirlerin olduğunu gösterir. Bu düşünce zenginliği aslında felsefenin doğasını aydınlatmaktadır. Felsefe, ilk ortaya çıktığı andan günümüze dek gelişmiş, değişmiş bir etkinliktir ancak olmuş bitmiş bir yapısı yoktur. Bunu Karl Jaspers (1883-1969), “Felsefe yapmak, sürekli yolda olmaktır.” diyerek ifade etmiştir. Benzer şekilde felsefenin eleştirel, sorgulayıcı bir düşünüş ve bitmeyecek bir arayış olduğuna vurgu yapan başka filozoflarda vardır. Bu düşünürlerden biri olan Türk düşünürü Hilmi Ziya Ülken (1901- 1974) felsefeyi, “Bir eleştirme ve tespit etme faaliyeti” olarak tanımlamıştır.

Ülken aynı zamanda felsefeyi ”varlık hakkındaki düşünce ve bu düşünce üzerinde düşünce” olarak da görmüştür. Ona göre felsefenin en önemli problemleri varlık ve insandır. Diğer bir Türk düşünürü Takiyettin Mengüşoğlu (1905-1984) ise felsefeyi, “Nesnel gerçekliğin hemen her boyutunda olup bitenler üzerinde gerçekleştirilen sorgulamadır, çok yönlü, kuşkulu ve derinlemesine düşünce biçimidir.” şeklinde değerlendirmiştir.