Felsefi Düşüncenin Ortaya Çıkışı

Felsefi Düşüncenin Ortaya Çıkışı

Yeryüzüne adım attığı andan itibaren insan, evrensel bazı soruların cevabını merak etmiştir: “Doğada var olan her şeyin kökeni ve nedeni ne olabilir?, Evren nedir ve nasıl oluşmuştur?, İnsanın ve evrenin var olma nedeni ne olabilir?” bunlar sorulan sorulardan sadece bir kaçıdır. Peki şimdi düşünelim ve kendimize soralım:” İnsanoğlu evreni nasıl anlamış, ona nasıl yorum getirmiştir? ”

Doğadaki tüm olayların bir düzen içinde olduğunu gözlemleyen insanlar, bunların gerisinde bir nedenin olması gerektiğini düşünmüştür. Başlangıçta evren, doğa ve kendisi hakkındaki bu soruların karşılığını dinî-mitolojik açıklamalarla vermiştir. Başka bir ifadeyle, insanlar, olayların asıl nedenlerini açıklayamadığında evrende olup biten her şeyi; hayal gücüne dayalı olarak, bunların gerisinde pek çok doğaüstü güç ve insanüstü varlık olduğuna inanarak anlamlandırma yoluna gitmiştir.

Binlerce yıllık birikimin sonunda oluşmuş olan dinî-mitolojik açıklamalar o zamanın mevcut bilgi koşullarında yeterli görülmüş ve tartışmasız kesin kabul edilmiştir. Öte taraftan zamanla insanlar bu açıklamalardan tatmin olmamış, bunlardan şüphe duymaya ve onların verdiği yanıtları sorgulamaya başlamıştır. İşte felsefe, var olan her şeyin nedenini, esasını merak eden ve bunları bilmek, anlamak ihtiyacı duyan insan aklının her tür bilgiyi eleştiri süzgecinden geçirme çabasıyla MÖ 6.yy.da İyonya’ da doğmuştur.

Bağımsız bir düşünce faaliyeti olarak felsefenin, Antik Yunanlılarda başladığı kabul edilir. Bugün bildiğimiz anlamdaki “var olanlar üzerine akla dayalı, sistemli bir düşünme” olan felsefeye yol açan Yunanlılar olmakla beraber bu bir mucize veya tesadüf değildir. Bununla birlikte Antik Yunan dışında da Çin, Hint, Sümer, Mezopotamya, Mısır ve İran’da önemli bir düşünce geleneğinin bulunduğu ifade edilir. Ne var ki bu medeniyetlerde “hikmet” denilebilecek öğeler bulunmakla birlikte bilimsel ve felsefi düşünce genelde dinî-mitolojik öğelerin etkisi altında kalmıştır. Yapılan çalışmalar pratik hayatın zorunlulukları sonucunda elde edilmiştir. Bu nedenle onların düşünceleri felsefe öncesi düşünceler olarak nitelendirilmiştir.

Yunan mitolojisinin baş tanrısı Zeus’un erkek kardeşi olan Poseidon deniz ve nehir tanrısıydı.

Yunan mitolojisinin baş tanrısı Zeus’un erkek kardeşi olan Poseidon deniz ve nehir tanrısıydı.

Antik Yunanlıların doğaya yönelimleri ise pratik kaygılardan uzak, sadece bilmek isteğiyle gerçekleşmiştir. Onlar kendilerine sunulan her tür bilgiyi, anlayışı kendi düşünce birikimleri ve eleştirel bakış açısıyla değerlendirmişler; evren, insan, doğa hakkında akılsal kanıtlamalara dayanan genel, sistemli, kuramsal düşünceler geliştirmişlerdir. Coğrafi koşullarından dolayı gemicilik ve ticaretle uğraşan Antik Yunanlılar, zengin liman kentlerinde doğudaki medeniyetlerle ticari ilişkilerde bulunarak maddi refah düzeyine ulaştıkları gibi onlarla yoğun bir kültürel alışverişte de bulunmuşlardır. Bu durum onlara maddi ihtiyaçlarını karşılamalarıyla beraber maddi kaygılar duymadan, felsefe için kaçınılmaz, olan boş zamanı da kazandırmıştır. Böylelikle doğu medeniyetleriyle olan etkileşimleri sayesinde bu kültürlerin bilgi birikimlerinden yararlanmışlardır.

Antik Yunanlılar, doğu medeniyetlerinden sadece bilgi, buluş, öğreti almamışlar aynı zamanda onların farklı görüşleri ve bakış açılarını da tanımışlardır. Meraklı ve araştırmacı bir millet olmalarının da etkisiyle onlardan edindikleri bilgileri neden, niçin sorularıyla değerlendirmişler, kendilerine sunulan bilgilerle yetinmeyip dünyada olup bitenlerin gerçek sebebini merak etmişler ve anlamaya çalışmışlardır. Bu sayede her tür düşünceye eleştirel gözle bakabilmişlerdir. Bunlara ek olarak, Antik Yunan’da var olan demokratik düzen özgür düşüncelerin çıkması ve yaşaması için olumlu bir zemin oluşturmuştur.

Felsefi düşünceyi ortaya çıkaran koşullara bakılacak olursa; bilme merakının olması, maddi refah ortamı, hazır bulunan bilgi birikimi ve bu farklı fikirlerin zenginliğiyle doğan kültür alışverişi, hoşgörü ve özgür düşünce ortamı ile doğayı akla ve gözlemlere dayalı olarak açıklama çabası görülür. Felsefe durup dinlenmeden, gerçekliğin doğru bilgisine ulaşmayı istemektir.

Oy
Konuyu Değerlendir