Felsefi deneme nedir? Örnek metin

Felsefi deneme nedir? Örnek metin

Kasım 5, 2019 0 Yazar: dilimiz

“Felsefi nedir? metin” konu anlatımı 10. sınıf ders notları ve kitapları kullanılarak derlenmiştir.

Felsefe, kendimizi ve çevremizi anlama ihtiyacımızın en önemli araçlarından biridir. Belirli bir mantıksal örgüyle ve eleştirel düşünme zemininde kendini gösterir. Bu çerçevede felsefi denemelerin ayrı bir önemi vardır.

Filozoflar bazı konularda düşüncelerini deneme tarzında ele almışlardır. Kant, Francis Bacon, Montaigne (Monteyn) ve John Locke bunlardan bazılarıdır. Felsefi deneme, herhangi bir konuda özel görüş ve düşüncelerin anlatıldığı yazılardır.

Diğer bir deyişle öznel (subjektif) ve özgün yazılardır. Makalede olduğu gibi kanıtlara dayanan bilimsel açıklamalara yer verilmez. Yazar, kesin yargılardan ve iddialı sonuçlardan kaçınır. Daha çok içe dönük samimi bir şekilde düşündüklerini yazıya geçirir.

Kendi iç dünyasını anlatırken dışındaki dünyaya göndermeler yapar. Felsefi bir denemede temel amaç okuyucuyu düşünmeye yöneltmektir. Felsefi bir metni kaleme alırken mantıksal bir tutarlılık içinde yazmak ve eleştirel düşünmek önemlidir.

Felsefi Deneme Örneği

Sanatın ne olduğuna dair her dönem farklı görüşler ortaya atılmıştır. Bu nedenle sanatın genel bir tanımını yapmak güçtür. Sanırım sanatın özgün bir yaratma olduğu fikrine herkes katılır. Sanat, hayatı, insanı ve evreni sorgulayan insanın algıladıklarını estetik biçimde sunabilmesidir, diyorum. Sanatın sadece biçimsel özelliklerine ağırlık vermek onun insanın iç dünyasıyla olan bağını koparır. Bu çerçevede sinemanın sanat olarak değerlendirilmesi için öncelikle sesin görüntüyle birleşmesi gerekmiştir. Sinema ilk aşamada teknik bir icat olarak ortaya çıkmış daha sonra çok yönlü bir anlatım aracı hâline gelmiştir. Işık, ses, dekor, oyunculuk, renk, kurgu, görüntü gibi özelliklerin etkili bir şekilde kullanılması ile birlikte sinema sanatsal anlamda da keşfedilmiştir.
Bana göre sinemanın sanat olarak değeri, hayatı dolaysız bir şekilde aktarabilmesinde saklıdır. Sinemanın bu özelliği gerçekliği değiştirebilmesine olanak sağlamıştır. Bütün mesele işte bu noktadadır. Sinema bir sanat mıdır? Yoksa kitleleri dönüştüren, kontrol eden bir araç mı? Sinema benim dünyamda bugüne kadar bütünüyle bir sanat değeri kazanamadı. Çoğu izlediğim filmin bu düşüncemde etkili olduğunu biliyorum. Özellikle Amerikan sineması, diğer deyişle mutlu sonların sineması. Bir sinema filmi izleyiciyi ne kadar düşünmeye ve sorgulamaya sevk ediyorsa o ölçüde sanat değeri kazanır. Bu anlamda sinema bir düşüncenin aktarım aracıdır. İnsanı zihnî olarak etkileyebilen güçlü bir araç. Sinemanın bu özelliğini bilen yapımcılar her zaman sanatsal kaygılarla üretmemişler. Sanatçı filmi üretirken mutlaka yaptığı eylemin nedeninin bilincindedir. Eğer sanatçı izleyiciyi zihnî olarak uyaran bir mesaj vermiyorsa filmi yalnızca zamanı boşa harcayan bir üretimdir. Diğer bir deyişle böyle bir sinema insanları uyutmak içindir. Bu anlamda çoğu filmler insanları uyuşturma ve uyutmanın aracıdır. Mevcut durumun sürdürülmesinde ve benimsetilmesinde sinema önemli bir telkin aracıdır. Amerikan sineması buna tipik bir örnektir. Amerikan sineması insanlara iyi yurttaş olmanın yollarını gösteren filmlerle doludur. Tarkovsky (Tarkovski) gibi sanatçıları bu konuda ayrı bir yere koymak gerekir diye düşünüyorum. Yaşadığı zamanın şahidi olan ve sorumluluğunu üstlenen kişiler özel değerlendirmelidir.
Tarkovsky yaşadığı dünyayı değerlendirirken insanların kalıcı değerlerden koparıldığını söyler. Bunun yerine kitlesel kültürün insanları etkilediğini belirtir. Tarkovsky’nin kaygılarında haklı olduğunu her geçen gün daha iyi anlıyorum. Hızla değişen dünyamızda artan değer erozyonu bunun açık bir ispatıdır. Sinema ve televizyon yoluyla oluşturulan kitlesel kültür insanların kendilerini fark etmelerini ve bilinçli olmalarını engellemiştir. Böyle bir duruma sanatçı duyarsız kalamaz. Tarkovsky’ye göre sanatçı insanların kendilerini sorgulamalarına yardımcı olmalıdır.
Tarkovsky’nin sanatçıya yüklediği sorumluluk sanatın eğitici işleviyle ilişkilendirilebilir. Yukarıda belirtmiş olduğum sinemanın düşündürücü olması vurgusu işte tam bu noktada yerini alıyor. Sanat insanı farklı bir dünyaya çağırır. Bu anlamda sanat uyanmak içindir. Sinema izlenen, kitap okunan bir nesnedir. İzlemek kolay fakat okumak daha zor bir eylemdir. Bu nedenle insanlar sinemayı tercih ederler; kütüphaneleri, kitapçıları değil. Kitaplar insanları düşünmeye ve hayal etmeye sevk eder.
Sinema insanın hayal etme ve düşünme gücünü sınırlandırır. Tarihî bir şahsiyeti bir filmde izleyen kişi artık o imgenin etkisi altındadır. Kendi hayal gücünü sınırlandıran bir tesir onu sınırlandırmıştır. Oysaki insan umut ve hayal ettikçe kendini inşa edebilir. Ayrıca elinde mısır patlağı ve kola ile sinemaları dolduran insanların derdinin düşünmek olduğunu kim iddia edebilir ki? “O insanlar başlangıçta öyle değildi, sonradan biçimlendirildi.” diyorsanız size hak veriyorum. Kitle kültürü işte böyle bir şeydir. İnsanı dışardan biçimlendiren ve tek tipleştiren bir güç.
Oysaki sanatın insanı eğiten dolaylı bir işlevinden her zaman söz edebiliriz. Fakat kitleleri manipüle etme ve yönlendirme acaba hangi sanat anlayışı ile açıklanabilir? Bu yüzden sinema nedir? Ne içindir? Hâlâ zihnimi kurcalamaktadır.