Felsefenin ortaya çıkışı | Kısaca

Felsefenin ortaya çıkışı | Kısaca

Ekim 18, 2019 0 Yazar: dilimiz

Felsefenin ortaya çıkışı milattan öncesine dayanmaktadır. O dönemlerde doğana kadar her şeyin cevabı mitolojide aranıyordu. Örneğin; o dönemlerde şimşek çakması ve yağmur yağması tanrıların sinirlenip bağırması ve yeryüzüne mızrak fırlatması olarak yorumlanmaktaydı. Sonrasında İyonya uygarlığı tarafından gök gürültüsü ve yağmurun oluşumu için farklı nedenler aranmaya başlanmış ve felsefe doğmuştur.

Felsefenin ortaya çıkışı | Konu anlatımı

Antik Yunan’da Felsefe

Yunan Uygarlığı Akdeniz ve Karadeniz kıyıları ile Trakya, Yunanistan, İtalya gibi bölgeleri içine alan zengin ve bereketli topraklarda kurulmuştu. Kurulduğu bölgenin doğal zenginlikleri, bitki örtüsü ve yaşamı kolaylaştıran yapısı Yunan toplumunun doğayla mücadele etme zorunluluğunu azaltmıştı.

Ayrıca Anadolu’nun ticaret yolları üzerinde bulunması, Yunanlıların özellikle deniz yolu ile Akdeniz, Ege ve Karadeniz’e komşu ülkelerle yaptıkları ticaret ekonomik olarak zenginleşmelerini sağlamıştır.

Felsefenin doğuşunda ekonomik refah, temel ihtiyaçların karşılanması önemli bir faktördür. Yunanlıların ticari etkinlikleri, onların komşu kültürlerin düşünsel, teknik birikimlerini, beceri ve alışkanlıklarını da edinmesini sağlamıştır. Bu sayede Yunanlılar matematik, geometri, tıp, astronomi gibi alanlarda önemli ilerlemeler katetmiştir.

  • Örneğin, Thales astronomi, geometri ve matematik ile ilgili bilgilerini Mısırlılardan öğrenmiştir.

Yunanlılar bu kültürel birikimi özümseyerek kendi medeniyetlerinin bir parçası hâline getirmişlerdir. Antik Yunan’daki kölelik kurumu özgür vatandaş konumundaki Yunanlıların felsefe yapmak için ihtiyaç duyduğu serbest zamanı sağlamıştır.

Böylece filozoflar agora ve kapitollerde bilgelik, siyaset, doğanın yapısı ve ahlak gibi birçok konu üzerinde konuşma fırsatı yakalamışlardır. Atina gibi kentlerde demokrasi kültürü gelişmiştir. Demokrasi kültürü insanların düşüncelerini paylaşmalarını ve bunu özgürce dile getirmelerini sağlamıştır. Bu durum Antik Yunan toplumunda farklı görüş ve düşüncelere karşı açık bir ortamın oluşmasını kolaylaştırmıştır.

Felsefi Sorular

Felsefe soruları, bilim, sanat, din gibi diğer insan etkinliklerinden ayrı sorulardır. Bilimin soruları olgulara, olgular arasındaki ilişkilerin düzenliliklerine ilişkindir. Sanatın soruları duyusal alana ve beğenilere ilişkindir.

Bir sanat eserinin güzel olup olmadığı, estetik değeri gibi. Dinin soruları ise metafizik bir alana aittir. Evren yaratılmış mıdır? İnsan hayatının amacı nedir? Tanrı var mıdır? gibi. Felsefi sorular hem olgulara hem de metafizik alana aittir.

Felsefi sorular olguların düzenliliğini değil arkasındaki nedenleri sorgular. Felsefi sorular ilk nedenlere gitmeyi amaçlayan ve durum tespitinin ötesinde var olan düzenin amaç ve yönelimini ortaya koyan sorulardır. İyi nedir? Güzellik nedir? Bilginin kaynağı nedir? İnsan niçin erdemli yaşamalıdır? Varlığın özü nedir? gibi. Felsefe bu sorulara yanıt bulmak için akla dayalı temellendirmeleri kullanır.

Felsefede sorular niçin önemlidir?

Felsefeye, herhangi bir soruyla başlayabilirsiniz. Bu anlamda felsefi gündemin değişimini belirleyen sorulardır. Filozof kendinden önceki soruların ve cevapların farkında olarak soru sorar. Soru, derinleşmeyi ve farklı yönlerden görmeyi sağlar.

Bir konuya ilişkin sorular cevaplardan daha önemlidir. Örneğin; “Düşüncelerimizi kendilerine dayandırdığımız kabullerin sağlamlığından nasıl emin oluruz?” Birçok insan bu türden soruları sormanın rahatsızlık verici olduğunu düşünebilir.

Felsefenin karakteristik özelliklerinden biri olan sorular işte bu noktada ortaya çıkar. Düşünce ve eylemlerimizin altında yatan belirleyici ilkenin ne olduğunu bilmek için sorular sorarız. İnsan için birçok konuda öğrenmenin ve anlamanın kapısını sorular açar. Bir konuyu merak ediyorsak soru sormaya başlarız.

Konunun içeriğini anlamaya başladıktan sonra merakımız devam eder, hatta bazen artar. Bu durumda tekrar sorular sorarız. Zihnimizde anlam derinleştikçe sorularımız da değişir. Sorular bizi giderek konunun özüne yaklaştırır. Bildikçe bilmediklerimizi fark ederiz.

Bilmediklerimizi bilmek bizde yeni soruları ve düşünceleri ortaya çıkartır. Bu bir düşünsel döngü gibidir. Fakat hiçbir zaman soru sormaktan vazgeçmeyiz. Filozof soruları kendine soran kişidir. Böylece her soruda farklı bir bakış açısı ortaya koyar. Filozof soru sormaktan vazgeçmeden yeni sorular ve farklı düşünceler ortaya koymaya çalışır.