Din felsefesinin konusu ve problemleri

Din felsefesinin konusu ve problemleri

“Din felsefesinin konusu ve problemleri” konu anlatımı 10. sınıf felsefe ders notları ve kitapları kullanılarak derlenmiştir.

Din felsefesi, dini konu edinen felsefe dalıdır. Dinin temel kavramları ve inancın felsefi boyutlarını akılla temellendirmeye çalışır. Din felsefesi dinden farklı olarak inanmayı destekleme veya reddetme amacı taşımaz. İnanmayı rasyonel bir temel üzerinden incelemeye çalışır.

İnanç bir fikir, aksiyom veya kesin bir bilgiye olan koşulsuz bağlılıktır. Felsefe ise şüphe ve merakla başlar. Bu yönüyle felsefe arayıştır, inanç ise aradığını bulan zihnin, kalbin bağlılığıdır. Her inanç elbette bir arayışın sonucu olmayabilir.

Örneğin çoğu kimse doğduğunda bir inanç sistemini hazır bulur ve buna inanır. Aynı şekilde her arayış inanışla sonuçlanmayabilir. Felsefe ile dinin ilişkisi en fazla Orta Çağ Skolastik Felsefesi’nde görülür. Bu dönemde felsefe dinin temellendirilmesinde bir araç gibi kullanılmıştır. Esasında din ve felsefe, kaynakları itibariyle ayrı alanlardadır.

Her iki alan konuları bakımından ortaklık gösterir. Hegel’e göre din ve felsefenin ortak yanı dünyaya ait olmayan şeylerin bilgisini vermeleridir. Ona göre felsefenin araştırdığı mutlak dinde Tanrı olarak karşımıza çıkmaktadır.

Filozoflar genellikle inanç konusundaki görüşlerini kendi felsefi kuramlarına uygun biçimde formüle etmişlerdir. Platon için Tanrı ideaların ideasıdır. Plotinos (Plotinos) için mutlak varlığın insan ruhundaki yansıması, Hegel için mutlak varlığın deneyimlenmesidir. Kant içinse inancın tek çıkış yolu onu aklın değil vicdanın bir seçimi hâline getirmektir.

Din felsefesinin temel problemleri

Din felsefesi genel olarak dinin temel kavramlarını, bu kavramların anlamlarını, insan hayatındaki yerini açıklama ve sorgulama amacını taşır. Din felsefesi neye, nasıl inanılması gerektiği konusunda kurallar koymaz. Bütün dinleri aynı düzlemde rasyonel biçimde değerlendirir.

Din felsefesi genel olarak dini sorgularken bazı kavramları sıkça kullanmak durumundadır. Bunlar; iman, Tanrı, peygamber, vahiy, yaratılış, ibadet, yüce ve kutsal kavramlarıdır. Bu kavramların her birinin anlamı din felsefesi için bir sorudur. Örneğin; “Yüce nedir?”, “İbadet nedir?”, “İbadet ve iman arasında nasıl bir ilişki vardır?” gibi.

İnanç ve İman

İnanç ve iman kavramları çoğu zaman birbiri yerine kullanılmaktadır. Fakat aralarında bazı nüanslar vardır. İnanç dediğimizde akla imanda olduğu gibi güven, inanma, bağlanma gelir. İnanç aynı zamanda bir sistemdir.

İçinde ibadet biçimleri, dünyevi kuralları da olan bir sistemdir. İnanç toplumsal bir eylem biçimidir. İman denildiğinde daha çok bireyde ortaya çıkan derin bir bağlılık, kişisel bir inanma duygusu akla gelir. İman daha ziyade kalpte ortaya çıkan bir emniyet ve güvendir.

Tanrı’nın varlığına ilişkin görüşler

Teizm (Tanrıcılık)

Teizm, evrenin ve evrende var olan her şeyin bir Tanrı tarafından yaratıldığını, Tanrı’nın evrenin mutlak hakimi olduğunu kabul eder. Bu anlayışa göre Tanrı, evrende mutlak güç sahibi, üstün ve aşkın bir varlıktır. Teizm içerisinde monoteizm (tek tanrıcılık) ve politeizm (çok tanrıcılık) görülmüştür. Ksenophanes, Sokrates, Platon, Rene Descartes (Röne Dekart) teist filozoflardır.

Panteizm (Tüm Tanrıcılık)

Tanrı ile evreni bir, aynı ve özdeş kılan anlayıştır. Bu anlayışa göre, Tanrı’nın evrenden ayrı ve bağımsız bir varlığı yoktur. Panteizm, Tanrı’nın ya doğanın kendisi ya da doğal düzenin bir parçası olduğunu savunur. Panteizmin Tanrı’sı evrendir ya da tüm evrene yayılmış olan Tanrı’dır. Plotinos, Bruno (Bruno), Spinoza en önemli temsilcileridir.

Panenteizm (Kamutanrıcılık)

Tanrı’yı soyut, mutlak ve değişmez gibi yönleriyle evrenin üstünde (aşkın); somut, göreli ve değişen yönleriyle de evrenin içinde (içkin) gören anlayıştır. Panenteizm Tanrı ile evreni özdeş görmez; var olan her şeyin Tanrı’da anlam bulduğunu iddia eder. İslam düşüncesindeki “vahdetivücud” (varlığın birliği) görüşü buna örnek verilebilir.

Agnostisizm (Bilinemezcilik)

Agnostisizm, Tanrı’nın varlığının veya yokluğunun bilinemeyeceğini savunan görüştür. Bu görüşü savunanlar Tanrı’nın varlığı ya da yokluğu hakkında kesin bir hüküm vermezler. En azından bu konuda bilgi sağlayabilecek kesin kanıtların olmadığını düşünürler. Protagoras (Protagoras) ve Huxley (Haklsi) bu görüşün temsilcilerindendir.

Deizm (Yaradancılık)

Deizm, evrenin Tanrı tarafından yaratıldığını kabul eder fakat Tanrı’nın dünyaya hükmedebileceği inancında değildir. Tanrı evreni yaratmış ve sonra geri çekilmiştir. Evrene değişmez kurallar koymuştur. Herhangi bir kitap veya elçi göndermemiştir. Dolayısıyla deizme bir tür peygambersiz tanrıcılık denilebilir. Temsilcileri, J. Locke (Lak), J. J. Rousseau (Ruso) ve Voltaire (Volter) gibi filozoflardır. Deizm, 18. yüzyıl Aydınlanma Dönemi felsefesinin din anlayışıdır.

Ateizm (Tanrıtanımazlık)

Ateizm, teizm karşıtı demektir. Ateizm, evrende üstün bir güç olduğuna dair inançları reddetmiştir. Sadece üstün gücü değil bütün metafizik varlıkları da reddeder. Bu yönüyle ateizm materyalist bir felsefi dizgeye dayanır. F. Nietzsche (Niçe), Karl Marks, Feurbach (Foyırbah), J. Paul Sartre (Sartr) ateist filozoflardır.

Din felsefesinin konusu ve problemleri 1

Teoloji ve din felsefesi

Teoloji (tanrıbilim veya ilahiyat) ile din felsefesi amacı, yöntemi ve ulaştığı sonuçlar bakımından farklı alanlardır.

Öncelikle her dinin belirli bir teolojisi vardır. Yani teoloji belirli bir din merkezlidir. Örneğin İslam teolojisi, Hristiyan teolojisi gibi. Oysa din felsefesi belirli bir din merkezli değildir, bütün dinlere eşit mesafede durur. İkinci olarak teolojinin temel amacı belirli bir dinin anlaşılmasını sağlamaktır.

Din felsefesinin amacı inanç, Tanrı, vahiy, hayatın anlamı gibi konuları akıl temelinde ele almaktır. Üçüncü olarak teolojide dogmatik bir yapı söz konusu iken din felsefesi eleştiriye açıktır. Teologlar kutsal kitaplarının verilerini, temel bilgi sayarlar ve bunların doğru anlaşılması için çalışırlar.

Örneğin İslam teologları ele aldıkları konuları tartışırken temel veri olarak Kur’an ve sünneti esas alırlar. Filozof ise dini ve dinle ilgili soruları salt akla dayalı anlamaya çalışır. Bu anlamda filozof dinin rasyonelliği üzerine odaklanır. Bu tür bir yaklaşım, din felsefesini teolojiden ayırmamızı sağlar.

İnsan ve hayatın anlamı

İnsanın temel sorularından bazıları kim olduğu, hayatın anlamı, ölümden sonra yaşamın olup olmadığı gibi sorulardır. Bu sorulara “doğal felsefe” denir. Yani bu sorular ilk insandan beri yanıtları aranmaya devam eden sorulardır. Bu soruya yanıt bulmak için insanlar din, felsefe ve bilime yönelmiştir.

Felsefe içerisinde yukarıda belirttiğimiz soruları bugün metafizik sormaktadır. Metafizik, felsefenin çok eski çağlardan beri değişmez bölümlerinden biridir. Felsefe, insan varoluşunu sorgulamaya, hayatın anlamını bulmaya yardım eder. Fakat elbette felsefenin yanıtları değişkendir ve sadece filozofun bakış açısına bağlıdır.

Din ise bu sorulara kutsal bir kaynağa dayanarak yanıt arar. Her dinin değişmez yönü kutsallık kavramıdır. Bu bazen doğayı, bazen herhangi bir nesneyi bazen de soyut bir Tanrı düşüncesini esas alarak yapılır. Dinin verdiği yanıtlar kesindir, şüphe içermez. Din, sadece ona inananları bağlar.

Bilim ise bu noktada felsefe ve dinden ayrılır. Bilim olgular dünyasında iş görür. Gözlemlenebilen, ölçülebilen olguları inceler. Bilim insan etkinliği olarak doğal ve tecrübe edilmiş olandan yola çıkar. Bu çerçevede insanın kim olduğu bilim için deneysel bir sorundur. İnsanın doğal varlığı deneysel yöntemle açıklanmaya çalışılır.

Örneğin psikoloji bilimi insanı, kişilik, zekâ ve yetenek gibi bireysel özellikleriyle ele alır. Fakat insan varlığının mahiyeti yani iç dünyası-özü konusunda soru sormaz. İnsanın iç dünyası bilimin değil metafiziğin konusudur. Felsefe, insanı hem bedensel hem de psikolojik yönüyle, bütün hâlinde kavramaya çalışır. Böylece kim olduğumuza dair algımız, bütün hâlinde insana ilişkin tasavvurumuz, evrene ve hayata bakışımızı etkileyecektir.

İnsan ve hayatın anlamına ilişkin sorular, bilimin ele alacağı türden sorular değildir. Bilim elde ettiği sonuçlarla evrenin nasıl meydana geldiğini, evrendeki düzeni inceler. Fakat felsefe ve din gibi insanlara yol göstermez, kılavuzluk etmez.

İlgili Konular