Çevre sorunları ve nedenleri nelerdir?

Çevre sorunları ve nedenleri nelerdir?

Şubat 15, 2021 0 Yazar: dilimiz

Hava, su ve besin insanların hayatta kalabilmeleri için zorunlu olan temel ihtiyaçlardır. Temiz hava ve temiz suyun kaynağını, tahrip edilmemiş ve kirlenmemiş doğal kaynaklarımız oluşturur. Besinlerin büyük bir kısmı tarım alanlarımızdan sağlanır. Diğer bir kısmı da göllerden, denizlerden, akarsulardan, ormanlardan, kirlenmemiş ve tahrip edilmemiş doğal kaynaklarımızdan elde edilir. Genel olarak baktığımızda bu temel ihtiyaçlarımızın ana kaynakları bitkiler, hayvanlar, mantarlar ve mikroorganizmalardır. Dünya’nın hangi ülkesinde olursa olsun bu canlılar tüm insanlığa hizmet eden biyolojik doğal kaynaklar ve biyolojik zenginliklerdir.

Bu temel ihtiyaçlarımızın yanında kömür, petrol, makine, fabrika, otomobil gibi günlük hayatımızı kolaylaştıran ve hayatımızın bir parçası haline gelen ihtiyaçlarımız da bulunmaktadır. Teknolojik uygulamalar ve mühendislik yöntemlerinin çoğu bu ihtiyaçlarımızı karşılamak için geliştirilmiştir. Ancak bu uygulama ve yöntemler, temel ihtiyaçlarımızın kaynaklarını ve üretim alanlarını bozucu ve tahrip edici niteliktedir. Bununla birlikte küreselleşme ile yaşanan süreç çevre sorunlarına küresel bir nitelik kazandırmıştır.

Temel küresel çevre problemleri

Küresel ve yerel düzeyde gelişebilen çevre sorunları küresel düzeyde tüm insanlığı etkilerken, yerel düzeyde sadece o bölgeyi etkilemektedir. Her ülkenin önemli sorunlarından biri haline gelen çevre sorunları küreselleşme ile birlikte uluslararası bir nitelik kazanmıştır. Ormansızlaşma, küresel ısınma, iklim değişikliği ve biyoçeşitliliğin azalması temel küresel çevre problemlerimizdir.

Temel küresel çevre sorunlarını kısaca aşağıdaki gibi sıralayabiliriz;

  • Ormansızlaşma
  • Küresel ısınma
  • İklim değişikliği
  • Biyolojik çeşitlilik kaybı

Küresel çevre problemleri, zamanla tek tek ortaya çıkan yerel sorunların toplamıdır. Hava kirliliği, su kirliliği, toprak kirliliği vb. sorunlar yerel çevre sorunları olarak bilinir. Bu sorunlar, ozon tabakasında incelme, küresel ısınma ve iklim değişikliği gibi tüm Dünya’yı ilgilendiren küresel sorunlara yol açar.

Önceleri sadece kirlenme olarak bilinen çevre sorunları günden güne artarak insanlığı tehdit eden uluslararası sorunlar haline gelmiştir. Örneğin; bir ülkede açığa çıkan egzoz dumanı rüzgâr yolu ile başka ülkelere taşınabilir. Ya da bir ülkenin deniz kıyısına atılan bir pet şişe bir başka ülkenin kıyısına dalgalar yolu ile sürüklenebilir. Bu nedenle hava, su, toprak kirlilikleri yerel sorunlar iken tüm Dünya’yı ilgilendiren çevre sorunlarına dönüşebilirler.

Etrafımızı saran tüm nesneler olarak da adlandırılabilen çevre; okuduğumuz kitaptan, taşıdığımız çantaya, içtiğimiz sudan yediğimiz yemeğe, yerdeki karıncadan gökteki buluta kadar her şeyi içine almaktadır. Çevre sorunlarının temelini insan-çevre arasındaki olumsuz değişimler oluşturur. İçinde yaşadığımız çevreyi kısaca yaşadığımız dünya olarak ifade edebiliriz. Bu bakımdan çevresini koruyan bir insan yaşadığı dünyayı da korumuş olur.

Çevremizde bulunan her eşyanın belli bir kullanım ömrü vardır. Bir müddet sonra kullanılamaz hale gelen eşyalar atık durumuna düşerler. Bu atıklar çevre kirliliğine neden olduğu gibi Dünya’ya da zarar verirler. Uygun koşullarda depolanmayan çöpler bir süre sonra böceklerin çoğalmasına, hastalıkların yayılmasına, kötü kokuların dağılmasına sebep olur. Fabrika bacalarından, araçların egzozlarından çıkan kirli duman, yere atılan çikolata kâğıtları, sigara izmaritleri, pet şişeler, teneke kutuları, plastik poşetler, piller vb. atıklar yerel çevre sorunlarını oluşturur. Bunlar da tüm Dünya’yı etkileyecek küresel çevre sorunlarına yol açar.

Hızlı nüfus artışı ile birlikte şehirler genişlemekte, doğal yaşam alanları azalmakta, ormanlık alanlarımız tahrip edilmektedir. En büyük oksijen kaynağımız olan ormanlık alanlarımızın azalması atmosferdeki sera gazlarından biri olan karbondioksit gazının artmasına sebep olmaktadır. Bu durum küresel ısınmayla beraber iklim değişikliklerine neden olurken yaşadığı ortam şartları değişen canlıların nesillerinin tükenmesine yol açar.

Bu nedenle çevre sorunları her biri ayrı birer başlıkmış gibi görünseler de birbirleriyle bütünleşik yapıdadırlar ve birbirlerinden etkilenirler.

Çevre sorunlarının ortaya çıkış nedenleri

Canlı ve cansız tüm varlıkları içerisinde bulunduran çevre; fiziksel, biyolojik, sosyal, ekonomik ve kültürel ortamlar olarak tanımlanabilirken; deprem, sel vb. olaylar ile birlikte çoğunluğu insan kaynaklı olan sorunlar ile karşı karşıya gelmektedir.

Hızla gelişen ve değişen Dünya’mızda sanayileşme ve kentleşme sürecinin hızlanması sonucu çevre sorunları giderek artmıştır. Nüfusun hızlı artışı beraberinde; şehirlerin genişlemesi, ormanlık alanların tahribi, sulak alanların ve göllerin kurutulması, orman yangınları ve erozyon gibi çevre sorunlarına neden olmuştur.Üretim ve tüketim artmış, kirlenmeye yol açan atıklar fazlalaşmıştır. Fabrikaların şehir sınırları içerisinde yer alması, su kaynaklarına zararlı ve zehirli maddelerin karışması gibi sorunlara neden olmuştur.

Nüfus artışı, ozon tabakasının incelmesi, ormansızlaşma, küresel ısınma, iklim değişikliği, biyolojik çeşitlilik kaybı, sera etkisi, erozyon, asit yağmurları, yeşil alanların azalması tüm Dünya’yı etkileyen başlıca çevre sorunlarımız arasında yer alır. Şimdi hep birlikte çevre sorunlarına neden olan olaylara bir göz atalım:

Ozon tabakasının incelmesi

Atmosferde bulunan ozon tabakasının incelmesi hava kirliliğinin küresel ölçekteki önemli sonuçlarındandır. Aynı zamanda Dünya’mızı tehdit eden temel çevre sorunlarımızdan biridir.

Ozon tabakasında bulunan ozon gazı, Güneş’ten gelen ve canlılar üzerinde zararlı bir etkiye sahip olan ultraviyole ışınlarının Dünya’ya ulaşmasına engel olur. Kullanılan saç spreyleri, deodorantlar, parfümler, araçların egzoz dumanları, bacalardan çıkan gazlar ozon tabakasında incelmeye neden olurlar. Son yıllarda bu nedenlerden dolayı ozon tabakasındaki incelmenin giderek arttığı tespit edilmiştir. Bununla birlikte incelmeden dolayı Güneş’ten gelen zararlı ışınlar Dünya’mıza daha çok ulaşmaktadır. Ultraviyole ışınlar, bitkilerde büyümeyi azaltan, insanlarda kansere neden olan ve ciddi güneş yanıklarına yol açabilen güneş ışınlarıdır. Ayrıca ozon gazı, bir sera gazı olduğundan bu tabakadaki incelme Dünya iklimlerini de olumsuz yönde etkileyerek iklim değişikliklerine de neden olmaktadır.

Asit yağmurları

Asit yağmurları Dünya’mızda genelde bölgesel bir çevre sorunu olsa da küresel bir nitelik taşır. Asit yağmurları, fosil yakıtların yakılması sonucu açığa çıkan gazların kar, yağmur, dolu, çiğ gibi doğal olaylar yolu ile yeryüzüne ulaşması sonucu oluşur. Akarsuların, göllerin, toprağın kimyasal yapısını bozarak canlı, cansız tüm çevreye zarar verir. Bu zarardan besin zinciri yolu ile tüm canlılar doğrudan ya da dolaylı olarak etkilenir. Asit yağmurları ciddi güneş yanıklarına yol açabilen güneş ışınlarıdır. Ayrıca ozon gazı, bir sera gazı olduğundan bu tabakadaki incelme Dünya iklimlerini de olumsuz yönde etkileyerek iklim değişikliklerine de neden olmaktadır.

Küresel ısınma

Küresel ısınma Dünya sıcaklığının giderek artması anlamına gelir. Bu ısınmanın temel nedeni sera gazlarıdır. Sera gazlarının özellikle Sanayi Devrimi sonrası artış göstermesi küresel ısınmanın daha çok insan kaynaklı olduğunu göstermektedir. Evlerde kullandığımız kömür, petrol vb. yakıtlardan açığa çıkan gazlar, araçların egzozlarından çıkan gazlar, çevre kirliliği ile birlikte çöp yığınlarının oluşturduğu metan gazı, orman yangınlarında açığa çıkan duman sera gazlarını oluşturur. Sera gazlarının iki katına çıkması ile birlikte dünya sıcaklığının 1.2 °C daha yüksek olacağı tahmin edilmektedir. Bunun sonuçlarının tam olarak ne olacağını kestiremeyiz. Ancak tahmin edilebilen iki gerçek sonucu vardır ki bunlar; iklim değişiklikleri ve buzulların erimesidir.

Küresel ısınmayı önlemede yerel düzeyde üzerimize düşen sorumluluklar vardır. Bu sorumluluklar; fosil yakıt yakma teknolojilerinin iyileştirilmesi; ulaşımda kullanılan motorlu araçların daha az yakıt tüketecek şekilde tasarlanması; şehir içi ve şehirler arası ulaşımda raylı taşımacılığın veya denizyolları taşımacılığının kullanımının arttırılması şeklinde sıralanabilir.

Ormansızlaşma

Dünya ormanları TÜİK Ocak 2015 yılı verilerine göre 4.3 milyar hektardır. Bu alan iklim değişiklikleri, yangınlar, asit yağmurları, tarım alanlarının oluşturulması, yerleşim yerlerinin yapılanması, maden ocaklarının kurulması, odun ve kereste üretimi vb. nedenlerle her geçen yıl azalmaktadır. Şimdi hep birlikte aşağıdaki şekli inceleyerek ormanların kıtalara göre dağılımına bir göz atalım. Buna göre en fazla ve en az orman alanına sahip kıtalar hangileridir? Ülkemizin sahip olduğu orman alanları hakkında neler söyleyebiliriz? Sizce ormanlarımızı koruma konusunda yeterince bilinçli miyiz?

Ormanların kıtalara göre dağılımı
Ormanların kıtalara göre dağılımı

Türkiye, %26’sı ormanlarla kaplıdır. Buna karşın her yıl 1500-2000 orman yangını gerçekleşmekte yaklaşık 15 bin hektar orman alanı tahrip olmaktadır. Ormanlık alanlarımızın yangınlar, kesimler vb. yollarla tahribatı hava kirliliğin zamanla artmasına, asit yağmurlarına dolayısıyla canlı ve cansız varlıkların zarar görmesine yol açmaktadır. Yangınların çoğu, piknik ateşi, sigara izmariti vb. bilinçsizlik ve dikkatsizliklerden meydana gelmektedir. Birçok canlıya ev sahipliği yapan ormanların tahribatı ile birlikte burada yaşayan bitki ve hayvan türlerinin de yaşam alanları yok edilmekte ve sayıları azalmaktadır.

Ormanlar soluduğumuz havadaki oksijeni sağlayan, bu yolla hava kirliliğinin önlenmesine yardımcı olan, karada yaşayan canlı türlerinin yarıdan fazlasına ev sahipliği yapan doğal yaşam kaynaklarımızdır. Aynı zamanda doğal bitki örtüsünde ve toprakta karbon depolanmasını sağlayarak karbon döngüsünü düzenlemede görevlidir. Bu yönüyle ormanlar küresel ısınmayı da yavaşlatır.

İklim değişikliği

Küresel ısınma ile birlikte gelen iklim değişikliği sorunu gerek insan sağlığını, gerek çevresel sistemleri, gerekse insan neslinin devamlılığını tehdit etmektedir. İklim değişikliği nedeniyle bölgesel yağış rejimleri değişmektedir. Bu nedenle erozyon, kuraklık, çölleşme ve su baskınları artmaktadır. Dünyamız iklim değişikliği nedeniyle bir nevi hastalanmaktadır. Değişen toprak yapısı toprağın verimliliğini azaltmakta gıda verimliliğini düşürmektedir.

Yapılan araştırmalar herhangi bir önlem alınmadığı takdirde bugün ekilebilen tarım ürünlerinin çoğunun ilerleyen yıllarda ekilemeyeceğini göstermektedir. Toprakta yaşayan birçok canlı türü yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu durumda biyolojik çeşitliliğin azalması ile birlikte küresel açlık ve yoksulluk kaçınılmaz olacaktır.

Bilindiği gibi iklim değişikliği ve küresel ısınmanın nedeni sera gazlarıdır. Sera gazlarının büyük bir kısmını ise karbondioksit (CO2) oluşturur. Bu nedenle havadaki CO2 miktarını azaltıcı önlemler alınmalıdır. Havadaki CO2’yi temizleyerek oksijen (O2) miktarını arttıran ormanlarımız korunmalı ve ormanlık alanlarımız arttırılmalıdır. Orman yangınlarını önleyici tedbirler alınmalıdır.

Kyoto Protokolü (KP)

1992 yılında Rio De Janeiro (Riıu Dı Cıniırıu)’da Birleşmiş Milletler (BM) Çevre ve Kalkınma Konferansı yapılmıştır. Konferansta BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) imzalanmıştır. Bu sözleşme insan kaynaklı faaliyetlerin neden olduğu küresel ısınmanın iklim değişikliklerine olan etkisi ile ilgili uluslararası alanda atılan ilk ve en önemli adım olmuştur. Sözleşmeye ülkemizin de içinde bulunduğu 195 ülke ve Avrupa Birliği taraf olmuştur. 1994 yılında yürürlüğe giren sözleşmeye ülkemiz 24 Mayıs 2004 tarihinde katılmıştır. BMİDÇS ile taraf olan ülkeler sera gazı salımlarını azaltmaya, bu konuda araştırma ve işbirliği yapmaya teşvik edilmiştir. Ancak bu durum sera gazı salınımının artmasını ve bu durumdan iklim değişikliğinin olumsuz yönde etkilenmesini engelleyememiştir. Bunun üzerine BMİDÇS’ye taraf olan ülkeler sözleşme niteliğini arttırmak amacıyla 1997’de Kyoto Protokolü (Kiyoto Protokolü)’nü kabul etmişlerdir. Kyoto Protokolü’nün temel amacı Dünya’daki fosil yakıtları azaltarak küresel ısınmayı durdurmaktır. KP, 2005 yılında Rusya’nın onaylaması ile yürürlüğe girmiştir. Taraf olan ülkelerin bir kısmında sera gazı salınımlarının, 1990 yılında sahip oldukları seviyenin %5 altına düşürülmesi amaçlanmıştır. Diğer bir kısmında ise salınımda herhangi bir sınırlandırma ve azaltmaya gidilmemiştir. Türkiye Kyoto Protokolü’ne 2009 yılında taraf olmuştur. Sera gazı salınımında herhangi bir azaltma ve sınırlandırma yükümlülüğü bulunmamaktadır. Buna karşın 1990-2007 yılları arasında alınan önlemlerle sera gazı salınımını %20 oranında azaltmıştır.

Sürdürülebilir Kalkınma Konferansı

Sürdürülebilir kalkınma çevresel sisteme zarar vermeden, doğal denge ile uyumlu bir şekilde yaşam kalitesinin yükselmesini ifade eder. Bu amaçla 20-22 Ocak 2012’de Brezilya, Rio De Janeiro’da bir konferans gerçekleştirilmiştir. Konferansta sürdürülebilir geleceğe ulaşmanın yolları aranarak, 1992 yılından bu yana ülkelerin bu konuda başarılı oldukları ve yetersiz kaldıkları yönler tartışılmıştır. 2015 yılı sonrası için sürdürülebilir kalkınma hedefleri belirlenmiştir. Konferans sonunda Birleşmiş Milletler üyesi ülkelerce ”İstediğimiz Gelecek” isimli sonuç bildirgesi imzalanmıştır. Bu bildirgede sürdürülebilir kentler adı altında kentlerin yaşam kalitesinin arttırılmasına, iklimsel risklerin kentsel planlamadaki önemine değinilmiştir. Sürdürülebilir kalkınmanın hedefleri belirlenerek hedefe ulaşmada her ülkenin ilk olarak kendi ulusal önceliklerine yer vermesi gerektiği açıklanmıştır. İklim değişiklikleri ile ilgili her ülkenin kendi üzerine düşen sorumlulukları üstlenmesi ve yerine getirmesi gerektiği belirtilmiştir. Konferansta ‘yeşil ekonomi’ kavramı vurgulanarak bu konu ile ilgili kamu ve özel sektör çalışanlarına öneriler sunulmuştur. Kaynakların etkin kullanımı, biyolojik çeşitliliğin arttırılması, küresel açlığın azaltılması yeşil ekonomi ile ulaşılmak istenen hedeflerdendir.

Biyolojik çeşitliliğin azalması

Biyolojik çeşitlilik ya da biyoçeşitlilik bir yerde bulunan tüm bitki, hayvan ve mikroorganizma türlerini kapsayan canlı türleri arasındaki farklılaşmalardır. Her bir coğrafi bölge sahip olduğu iklim çeşidi, toprak yapısı ve o alanda yetişen tüm canlıların birbirleriyle olan ilişkileri yönünden bir diğer coğrafi bölgeden farklılık gösterir ve kendi çevresel biyoçeşitliliğini oluşturur.

Biyolojik çeşitliliğin korunması tüm canlılığın ortak sorunudur. Biyoçeşitliliğin korunmasındaki en büyük engel küresel ısınma ve iklim değişiklikleridir. Küresel ısınma sonucu meydana gelen iklim değişiklikleri ve buzullardaki erimeler canlıların hayatta kalabilecekleri doğal yaşam ortamlarının şartlarını değiştirmektedir. Küresel ısınma sonucu artan sıcaklık toprağın yapısını da etkilemekte, tarımda ciddi sorunlara yol açmaktadır. Doğal bitki örtüsü ve ormanlarımız zarar görmektedir. Kendi doğal yaşam şartları dışında yaşamaya başlayan canlıların nesilleri tükenme tehlikesiyle karşı karşıya kalmaktadır.

Sadece ülkemizin değil tüm Dünya’da biyolojik çeşitliliğinin adil ve akılcı bir şekilde kullanılması gelecek nesiller için önem taşır. Türkiye’nin de imzaladığı 1992 yılı Rio Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi, tüm Dünya’da biyoçeşitliliğin korunmasını ve sürdürülebilir kullanımını amaçlamaktadır