Bilim felsefesinin konusu ve problemleri

Bilim felsefesinin konusu ve problemleri

Ekim 30, 2019 0 Yazar: dilimiz

felsefesinin konusu ve problemleri” konu anlatımı 10. sınıf ders notları ve kitapları kullanılarak derlenmiştir.

Bilimin tarihi de felsefenin tarihi kadar eskidir. İlk çağlardan beri insanlar doğadaki düzeni merak etmiş ve bu düzenin ardındaki yasaları araştırmışlardır. Yıldızları, bitki ve hayvanları gözlemlemiş, doğadaki sistemi anlamaya çalışmıştır.

İlk Çağ’da önemli bir ilerleme kaydedemeyen bilimsel düşünce modern dönemde özellikle Kopernik, Kepler ve Galilei ile birlikte önemli bir ilerleme kaydetmiştir. Doğadaki düzenin gerisinde matematiksel bir dizge olduğu düşüncesi güçlenmeye başlamıştır. Newton‘la beraber bu düşünce somut bir biçime kavuşmuştur.

Bilim nedir?

Bilim nedir

İnsan, bilmek isteyen ve bu istekle bilgi üreten bir varlıktır. Bu anlamda bilim, doğal gerçekliği bilme çabasının ürünüdür. Bilim, yaşadığımız dünyadaki olguları anlamamızı sağlar. Diğer bilgi türlerinden farklı olarak bilim, sistemli ve yöntemli araştırmalara dayanır.

Olgular arasındaki nedensellik ilişkilerinden yola çıkarak düzenliliklerin dayandığı yasalara ulaşmayı amaçlar. Böylece doğal ve sosyal olayları olmadan önce öngörebilmek mümkün olur. Bilimin amacı olgular hakkında hipotezler geliştirip bu hipotezleri yine olgulara dönerek doğrulama ve böylece olguları açıklamaktır.

Bilim her şeyden önce doğa, insan ve toplum ilişkilerinin inceleme konusu olabileceği ve bu konularda belirli bir kesinliğe ulaşılabileceği iddiasına dayanır. Kesinlik, tekrar edilebilirlik, nesnellik, evrensellik, eleştirellik, sistemlilik ve tutarlılık bilimin temel özellikleridir.

Bilim türleri

Bilim, konu, amaç, yöntem bakımından üç bölüme ayrılır. Formel bilimler diğer bilimlere kaynaklık eden, kural koyucu bilimlerdir. Matematiksel ispat yöntemi ve mantığın düşünme ilkeleri bu gruba girer.

Doğa bilimleri deney ve gözleme dayanan, insan dışındaki nesne ve olgular dünyasını inceleme konusu yapan bilimlerdir. Sosyal bilimler ise konusu insan ve özellikle kültür olan bilimlerdir.

Sosyal bilimler, doğa bilimlerinden farklı yöntem ve teknikler kullanır. Örneğin anket, görüşme, monografi, vaka incelemesi, istatistik gibi.

Diğer bilimlerden farklı olarak sosyal bilimlerin hangi yöntemleri izlemesi gerektiği konusunda temel iki yaklaşım vardır. Pozitivist ve fenomenolojik yaklaşım.

Bütün bilimlerin pozitif yöntemleri kullanması gerektiğini savunan pozitivizmin aksine fenomenolojik yöntem, kültür dünyasını incelemek için dışarıdan açıklama yapma yerine anlama ve yorumlamayı öne çıkarmıştır. Fenomenolojik yaklaşıma göre doğa incelenir ve açıklanır, insan ise açıklanır ve yorumlanır.

Bilimsel yöntem

“Bilim özel bir bilgi türüdür, diğer bir deyişle kendine has özellikleri olan bir bilgidir. Bilgi türlerini birbirinden ayıran özelliklerden biri farklı yöntemlerle elde edilmeleridir. Her bilim, kendine özgü yöntemini, sistemli olarak ve ulaştığı sonuçları test etmek amacıyla kullanır. Fakat öte yandan çeşitli bilimlerde farklı yöntemlerin kullanılması söz konusudur. Gerçekten de matematik, mantık gibi formel bilimlerin gözlem ve deneyden uzak, özellikle akla dayanan bir yöntem kullanmasına karşılık fizik, astronomi, biyoloji gibi bilimlerde deney ve gözlemin önceliği vardır. Tarih ve toplum bilimlerinin de yine kendilerine özgü yöntemleri vardır.”

Doğa bilimlerinde yöntem aşamaları

  1. Sorunun Saptanması: Bilim insanı bu aşamada temel sorunu, kavramları, kullanacağı araç ve gereçleri ve inceleme evrenini oluşturur.
  2. Hipotez Aşaması: Bu aşamada bilim insanı incelemek istediği soruna/ilişkiye ait geçici bir hipotez geliştirir. Hipotez, kısa ve öz, kavramlar açık seçik olmalıdır.
  3. Deney: Bilim insanı hipotezle öne sürdüğü ilişkinin/etkileşimin olup olmadığını bulmak için deney veya saha çalışması yapar.
  4. Teori: Deney veya saha çalışmalarından elde edilen sonuçlar hipotezi doğrularsa ve farklı yapılan araştırmalarla desteklenirse hipotez teori biçimini alır.
  5. Kanun: Kanunlar formel ve doğa bilimlerinde geçerlidir. Sosyal bilimlerde bu kesinlikte sonuçlara ulaşmak zordur. Kanunlar, her durumda aynı biçimde ortaya çıkan kesin ve matematikle formüle edilmiş ilişkileri kapsar.

Bilime farklı yaklaşımlar

Bilimin yapısı ve işleyişini açıklamaya çalışan fizoloflar, temelde iki başlık altında toplanabilir;

  • Bilimi ve bilimsel kuramı bir ürün olarak gören “ürün olarak bilim yaklaşımı
  • Bilimi bir süreç ve bir etkinlik olarak gören “etkinlik olarak bilim yaklaşımı

Ürün olarak bilim yaklaşımına göre bilim, bilimsel çalışmaların sonucu ortaya çıkan üründür. Bir önermeler topluluğudur. Kesinlik değeri kazanmış nesnel bilgilerden oluşur. Bu anlamda bilimi anlamak için, yalnızca ortaya konulmuş bilgilerin özelliklerine bakmak gerekir.

Bu yaklaşımın en önemli temsilcileri yeni pozitivizm akımını savunun H. Reichenbach ile R. Carnap’tır. Ürün olarak bilim, klasik bilim anlayışı olarak bilinir.

Etkinlik olarak bilim yaklaşımına göre bilim, bilim insanlarından oluşan topluluğun bir etkinliğidir. Bilimi anlamak için tarihî ve toplumsal boyutlarıyla ele almak gerekir. Bilimde bilim insanlarının özellikleri ve kişilikleri etkilidir.

Bilim insanları, içinde bulundukları bilimsel topluluğun sosyolojik ve kültürel özelliklerinden bağımsız düşünülemez.

Bu yaklaşımın önemli temsilcileri: Thomas Kuhn, Stephen Toulmin’dir. Thomas Kuhn, bilimde ilerlemeyi paradigma kavramıyla açıklar Paradigma, bilim insanlarının olguyu açıklamak için kullandıkları araç, değer ve kavramlar bütünüdür. Kısaca bilim insanlarının olgulara bakış açısını ifade eder.

Bilimde bir önermenin bilimsel olmasının ölçütü olarak “doğrulanabilirlir” ilkesine karşı K. R. Popper “yanlışlanabilirlir” ilkesini önermiştir. Popper’a göre bir önermeyi her durumda doğrulamak mümkün olmayabilir.

Örneğin; “Bütün metaller ısıtılınca genleşir.” önermesini doğrulamak için evrendeki bütün metalleri görmek mümkün değildir. Çünkü her zaman bir metalin incelenmemiş olması olası bir durumdur. Bu nedenle bilimselliğin ölçütü yanlışlanabilir olmalıdır. Bir önermeyi yanlışlayıcı bir örnek bulunamadığı sürece önerme doğrudur.

Bilim – Felsefe ilişkisi

Bilim ve felsefe amaçları ve kullandıkları yöntemler bakımından farklı iki alandır. Bilim ve felsefe rasyonel olmakla birlikte bilimsel yöntemde deney ve gözlem kullanılırken felsefede salt akla dayanılır. Fakat ikisinin de birbirini tamamlayan yanları vardır.

Bilim olgusal dünyada iş görür. Felsefe ise hem olgusal hem de metafizik dünyayı konu edinir. Bilim kanıt ve ispata dayanır. Bilim insanı herhangi bir kanıta dayanmayan konularda yorumda bulunmaz. Felsefede ise spekülasyon önemli bir yer tutar.

Filozof kendi rasyonel kurgusu ile iyi temellendirilmiş yargıları savunabilir. B. Russell (Rasıl)’a göre “Genellikle bilim, ne biliyorsak odur; felsefe de bilmediğimiz. Bu yüzden her an felsefe sorularının bilim alanına aktarıldığını görmekteyiz.

Bilim – Hayat ilişkisi

Bir ülkede veya toplumda bilimsel etkinliklerin gelişmesi o ülkenin/toplumun iktisadi, kültürel, toplumsal, felsefi vb. koşullarına bağlıdır. Bilimin gelişmesi ile toplumsal yapı arasında önemli bir etkileşim vardır. Toplumda bilimsel düşünceye olan ilgi, bilimin desteklenmesi, eğitim, yeni fikir ve görüşlere açık olma bilimin ortaya çıkması ve gelişmesinde etkilidir. Aynı şekilde sosyal ve ekonomik seviyesi belirli bir düzeye ulaşmış toplumlar ancak bilim sayesinde daha ileri bir düzeye ulaşabilirler.

Sadece dünyayı kavramamızda değil birçok konuda bilimin etkileri söz konusudur. Çünkü bilimin sunduğu bilgilerin insana, varlığa ve hayata dair yol gösterici niteliği vardır.

Bilim de bugün özellikle teknik alanda sağladığı başarılar nedeniyle bir dünya görüşü hâline gelmiştir ve günlük hayatımız üzerinde yol gösterici bir ilke olarak kabul görmektedir.

Bilimin gözle görünen pratik etkilerinden birisi, hayatımızı kolaylaştıran buluşlara yol açmasıdır. Bu buluşlar, buharlı makinelerin icadı ile başlar. Demir yolu, telgraf, radyo, otomobil, uçak, bilgisayar, telefon gibi diğer buluşlarla devam eder.

Özellikle biyoloji ve tıp alanında ortaya çıkan gelişmeler insan sağlığını doğrudan ilgilendirmektedir. Bütün bu buluşların insana sağladığı en büyük iyilik, insanın hayat koşullarını iyileştirmesidir. Öte yandan, bilimin tekniğe uygulanması sonucu ortaya çıkan teknolojik buluşlar insanlığı birtakım sorunlarla karşı karşıya getirmiştir. İnsan ve doğanın dengeli biçimde var olması bu sorunların çözümüne bağlıdır.