Bilginin Sınırları ve Doğru Bilginin Ölçütleri Nelerdir?

Bilginin Sınırları ve Doğru Bilginin Ölçütleri Nelerdir?

Bilginin Sınırları ve Doğru Bilginin Ölçütleri” konu anlatımı Felsefe ders notları ve kitapları kullanılarak derlenmiştir.

Bilginin Sınırları ve Doğru Bilginin Ölçütleri

Bilgi felsefesinin ele aldığı problemlerden biri de insanın neyi bilip neyi bilmediğidir. Bilgini sınırları ve kapsamı belirlendiği sürece bilgi konusuna açıklık gelebilir. ‘‘Akıl mutlak, değişmez ve sonsuz hakikati bilebilir mi?, yoksa deney bilgisiyle mi sınırlıyız?’’ gibi sorulara verilen farklı cevaplar vardır. Şimdi bu cevaplara değinelim.

Realizm (Gerçekçilik)

Zihnin dışında bilen özneden bağımsız nesneler dünyası vardır. İnsan var olan bu nesnelerin gerçek bilgisine sahip olabilir, var olanları oldukları şekliyle kavrar. Realistlere göre bilginin sınırları yalnız zihinle sınırlanmaz; bilgi sınırsız bir alana sahiptir. Bizim dışımızdaki dünyanın sınırları ne kadarsa bilgimiz de o kadardır. Dış evrenin sınırları arttıkça bilgimizin sınırları ve kapsamı da genişlemektedir. Realist filozoflar akla ve bilime sarsılmaz bir inanç beslerler.

İdealizm

İdealizme göre, insan zihninin dışında var olan bir nesneler dünyası yoktur.

Dış dünyanın var oluşu bilen özneye bağlıdır. Bildiğimiz her şey “ide” adını verdiğimiz kendi zihinsel içeriklerimizdir. Bu nedenle insan bilgisi kendi zihinsel içerikleri ve algılarıyla sınırlıdır. Örneğin, İngiliz filozof George Berkeley (Corc Berkley, 1685-1753)’e göre insan, dış gerçekliği değil de yalnızca kendi zihnindekilerini, zihin içeriklerini bilebilir. İnsan, dış dünyadaki varlıkları ancak dolaylı bir biçimde, onların kendi zihnindeki temsilleri veya yansımaları aracılığıyla bilebilir.

İnsanın varlığı sırla kuşatılmıştır. Bizim dar bilgimiz ve tecrübemiz evrende sadece küçük bir adadır. (S.Mill)
İnsanın varlığı sırla kuşatılmıştır. Bizim dar bilgimiz ve tecrübemiz evrende sadece küçük bir adadır. (S.Mill)

Aslında bilginin alanı ve sınırları sorunu, bilginin kaynağı sorunuyla yakından ilişkilidir. Daha önce de bilginin kaynağı konusunda yer verdiğimiz düşünceler aynı zamanda bilginin sınırlarını da ifade etmektedirler. Şöyle ki; C) Rasyonalistler (akılcılar) ve Entüistyonistler (sezgiciler), bilginin sınırlarını metafizik olarak adlandırılan alanı da içine alacak şekilde geniş tutmuşlardır. Doğuştan gelen önsel bilgileri de kabul eden akılcılar, bilgimizin sınırlarını deney ötesine geçebileceğini kabul ederler.

Ampirizm

Ampirizm olarak adlandırılan duyumcular bu sınırı duyusal olarak algılananlarla sınırlar. Deneyimlerimizin dışındaki bilgilerin gerçek varlığın bilgisi olmadığını kabul eder. Bu nedenle metafiziği ve önsel bilgileri reddeder.

Bilginin kaynağını hem akıl hem deney olarak kabul eden Kant deney alanının ötesinde kalan bir gerçekliğin bilgisinin bilimsel ve doğru bilgi olamayacağını öne sürer. Kant’a göre bilen özne, kendisinden bağımsız olarak var olan nesnelerin bilgisini ancak kendinde var olan yapı çerçevesinde bilebilir. Bilgimiz, deneylerimiz ve zihnimizin yapısıyla sınırlıdır. Diğer bir deyişle insan bilgisi varlıkların bizim tarafımızdan bilinen yönü olan fenomenlerle (algılanabilen şeylerle) sınırlıdır. Bizim tarafımızdan bilinmeyen numen alanını (Tanrı, ruh, ölümsüzlük gibi) ise bilemeyiz çünkü numen alanı deneye konu edilemez. Yani Kant’a göre biz varlıkları olduğu gibi değil, bize göründükleri hâliyle bilebiliriz.

Pozitivizm (olguculuk)

Pozitivizm (olguculuk) bilinebilir olanın sadece olgular olduğunu ileri sürer. Olgu, gözlem ve deney konusu olan, var olandır. Bu görüş, gözlem, duyu, deney ve araştırmalarla yani yalnızca bilimsel yöntemlerle elde edilen bilgileri doğru olarak kabul eder. Bu nedenle bilgimizin sınırlarını bilimler belirler. Bilimsel bilginin dışındaki bilgilerin (metafizik alanın) doğruluğu ve değeri her zaman tartışılabilir.

Pragmatizme (faydacılık)

Pragmatizme (faydacılık) göre, insan için tek gerçeklik bilginin akılsal, mantıksal tutarlılığı ve çelişmezliği değil işe yararlılığıdır. Pragmatizmi savunan filozoflar bilgimizin sınırlarını, bilginin işlevi ve sonuçları ile belirlemişlerdir. Bilgilerimiz ne kadar çok problemi açıklamaya yarıyorsa o kadar doğrudur. O halde, bilgimizin sınırları, açıkladığı ve işe yaradığı orandadır.

Neo-pozitivizm

Neo-pozitivizm diğer adıyla analitik felsefe ise, bilgiyi doğrulanabilir önermelerle sınırlamışlardır. 20. yüzyılda ortaya çıkan bu görüşe göre doğru bilgi, test edilebilen yani doğrulanabilen bilgidir. Matematik ve mantık ile doğru olarak tanımlanamayan veya deney ve gözlemle doğrulanamayan her bilgi değersiz, anlamsızdır. Varlık, değer, Tanrı gibi doğruluğu test edilemeyen alanlar dille ifade edilemediği için gerçek değildir. Sanatın ve ahlakın önermeleri de doğrulanabilir olmadıkları için anlamsızdır. Bunun için de bilimsel olanla metafizik olanı birbirinden ayırmak gerekir.

Felsefede bilginin imkânı, kaynağı, sınırları problemleri yanında, “ Acaba biz doğru bilginin, doğru bilgi olduğunu nereden biliyoruz?”, “ Doğru (hakikat) nedir? Doğru ve gerçeklik arasındaki ilişki nedir?” gibi doğru bilginin ölçütlerinin ne olduğu problemi de tartışılmıştır.

Doğruluk ölçütü sorunu, bir ifadenin ya da önermenin nasıl ortaya konulabileceği, gösterilebileceği ya da kanıtlanabileceği sorunu olarak tanımlanır.

Doğru bilginin ölçütleri Kısaca

Doğru bilginin ölçütleri

Uygunluk 

Herhangi bir önerme, olgularla uygunluk içindeyse doğrudur. Örneğin Ahmet’in boyu 1.80 dediğimizde söylediğimizin doğru olması için aynı sonuca ölçüm sonucunda da ulaşmamız gerekir. Doğruluğu belirleyici olan önerme değil, ilişkin olduğu olgudur. Söz konusu doğruluk ölçütü fizik, kimya, biyoloji gibi doğa bilimlerinde ve gündelik hayatta geçerlidir. Gözlemlenemeyen gerçekliklerin doğruluğu (matematik gibi) filozofları diğer ölçüt arayışlarına götürmüştür.

Tutarlılık

Düşüncelerin ve bilgilerin birbirini desteklemesi, çelişkiden uzak olmasıdır. Önermenin tek başına doğruluğu bir anlam ifade etmez. Yeni bilgi önceden oluşturulup doğruluğu kabul edilen diğer bilgilerle uyumlu ve onları destekler durumda ise doğru, değil ise yanlıştır.

Tümel uzlaşım

Bazı bilgilerimizin doğruluğunu tümel uzlaşım ile belirleriz. Bir inanç, önerme ya da bilginin doğruluğu hakkında genelin ortak bir yargıda bulunmasına “tümel uzlaşım” denir. Buna göre genelin, çoğunluğun kabul ettiği bilgiler doğrudur. Hasta ziyaretinin önemi ile ilgili bir uzlaşım toplumsal alanda herkes tarafından benimsenir. Bunun gibi hukukun, etiğin bilgileri tümel uzlaşımın ürünüdür ancak bilimde her zaman bir önermenin doğruluğu için çoğunluğun görüşüne uymak sağlıklı sonuçlar vermeyebilir.

Apaçıklık

Apaçıklık, bir bilginin başka hiçbir bilgi ile karıştırılmayacak kadar açık, kuşku götürmez olmasıdır. Herkeste aynı etkiyi uyandırmasıdır. Konusu başka şeylerden ayrı, onlarla karışmamış bilgiler seçiktir. Ayakkabının ayağımızı acıtması açık bilgi; ayağımızda hangi parmağımızı acıttığını bilmemiz seçik bilgi; ikisi birden ise apaçıklıktır.

Yararlılık

Doğru bilgi karşılaştığımız problemleri çözebilen, beklentilerimize uygun sonuç veren, pratik işlevi olandır. Bu kuramı savunan düşünürlere göre yararlı olan deneyle de kanıtlanabilir. Örneğin, kanser hastalığı için yapılan testler sonucunda A,B,C…ilaçlarından eğer “A” ilacı hastalığı tedavi edecek sonuçlar verdiyse, “A” ilacı yararlıdır (doğrudur) sonucu ortaya çıkacaktır.

İlgili Konular