Beslenme ve Sağlık İlişkisi

Beslenme ve Sağlık İlişkisi

Söz konusu “Beslenme ve Sağlık” olunca gönül rahatlığı ile söyleyebilirim ki; Tek hücreli ya da çok hücreli her canlı türü dünya tarihi boyunca hayatta kalma, büyüme ve üreme için diğer türler arasından yiyecek araştırmıştır. İnsan oğlu ise, gerekli besini sağlamak için diğer birçok türden bitki, hayvan ve bakteri kökenli gıdayı diğer türlere nazaran daha geniş çeşitlilikte denemiş ve seçmiştir. Besin olarak isimlendirdiğimiz gıdalar, yaşam ve sağlık için gerekli olan kalori ve esansiyel fizyolojik aktif bileşenleri kimyasal bir karışım olarak insana sağlarlar. Henüz yiyeceklerin içindeki çoğu maddenin insan üzerindeki fizyolojik etkileri hakkındaki bilgilerimiz oldukça sınırlıdır.

Beslenme ve sağlık Arasındaki İlişki

Beslenme ve sağlık arasındaki ilişki herkesçe bilinmesi gerekmekte ve bu doğrultuda sağlığımızın takipçisi olmamız gerekmektedir. “Önce sağlık” söylemi hiçte yabana atılacak bir söylem değildir, hepimiz bunu tarihimiz boyunca deneyimlemiş veya çevremizdeki deneyimleyen kişilere şahitlik etmişizdir. Bu yazıda tam olarak bu noktaya ışık tutma amaçlı hazırlanmış ve sağlıklı bir toplum yetişmesi konusunda talepkar olduğumun bir göstergesidir. Hadi birlikte bakalım Beslenme ve sağlık arasındaki ilişki nedir? Bu doğrultuda neler yapmamız gerekiyor?

Tüketilen Gıda Miktarı ve Bileşiminin Hastalık Riski

Tüketilen Gıda Miktarı ve Bileşiminin Hastalık Riski

Yaşamın çeşitli aşamalarında tüketilen gıda miktarı ve bileşiminin bazı hastalıkları etkileyebildiği ifade edilmektedir. 1980’den beri yapılmış pek çok epidemiyolojik çalışma ile dünya da ölüm sebeplerinin arasında üst sıralarda bulunan kalp hastalıkları, belli başlı kanserler , inme, insüline bağımlı olmayan diabetus mellitus ve aterosiklerozis gibi beş önemli hastalığın etyolojisi ile diyet arasında sürekli bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Geçmiş yüzyıllara nazaran yirminci yüzyılda, dünyada eskiye nazaran daha bol, besleyici ve güvenli gıda arzının gelişmesi, beslenme ve gıda bilimlerinin gelişmesine katkıda bulunmuştur. Optimal beslenme için yeni gelişen paradigma , hastalığın başlangıçta önlemeye katkı sağlayacak ve ek olarak diyete ilave edilmesi ile de fizyolojik olarak pozitif etkiler sağlayan besinleri belirlemek yönündedir. Sağlıklı beslenme için fizyolojik işlevdeki mekanizmaların anlaşılması, gıda bilimcilerinin , besin öğesi olan ve olmayan bileşenleri içeren gıda ürünlerini, doğru bir şekilde tasarlamalarına fırsat sağlayabilir.

Özellikle ilerleyen yaşla birlikte, kronik hastalıklara genetik yatkınlığı olan kişilerin optimal beslenmelerinin sağlanması , insanların maksimum genetik potansiyeli elde ederek hastalıklara karşı olan duyarlılıklarını azaltmak için imkan verebilir . Kayıtlı insan tarihinin başlangıcından bu yana insanlar, bitkilerin yapraklarını, çiçeklerini, köklerini ve ağaç kabuklarını çeşitli hastalıkların tedavisi için kullanmışlardır. Hipokrat’ın tedavilerinin ana parçasını gıdalar oluşturmuştur. Birçok kültürde de otların ve bitkilerin tedavilerde nasıl kullanılması gerektiği dikkatli bir şekilde tanımlanmıştır. Yakın zamanlarda modern analitik metotlar ile insan diyetinde yer alan 10.000 fizyolojik olarak aktif bileşen tanımlanmış ve bunların çoğu farmasötik ajanlar içerisinde kullanılmıştır.

Toplumda Beslenme ve Sağlık

Toplumda Beslenme ve Sağlık

İnsanlar yaşayabilmek için, üzerinde yaşadığı Dünya’nın doğa sorunlarıyla mücadele ederken bir taraftan da ekonomik kalkınma çabalarını sürdürmek durumundadır. Aynı zamanda artan nüfus karşısında , doğanın bozulması, mevcut doğal kaynakların etkin kullanılamaması, değişen yaşam tarzları ve standartları gibi pek çok değişik etkenle karşı karşıyadır.

Ancak toplumların yaşaması ve pek çok yönden gelişmesi onu oluşturan bireylerin sağlıklı olmasına bağlıdır. Optimum sağlığın temel koşullarından birisi ise beslenmedir. Yeterli ve dengeli beslenme artık sağlıklı- optimum beslenme olarak da tanımlanmaktadır. Sağlıklı beslenme; içinde bulunduğu fizyolojik duruma göre kişinin, büyüme ve gelişme, yaşamın sürdürülmesi, sağlığın korunması, iyileştirilmesi ve geliştirilmesi, yaşam kalitesinin arttırılması için besinlerin tüketilmesidir. Bu doğrultuda yaşam boyu tüm bireylerin sağlığının korunması, iyileştirilmesi ve geliştirilmesi, yaşam kalitesinin arttırılması ve sağlıklı yaşam (sağlıklı beslenme ve fiziksel aktivite alışkanlığı) biçimlerinin benimsenmesinin amaçlanması gerekmektedir.

Sağlıklı ve doğru beslenme 4 ana kavramla açıklanabilir:

  1. Dengeli beslenme
  2. Yeterli beslenme
  3. Diyetin çeşitlendirilmesi
  4. Güvenilir gıda tüketme , zararlılardan kaçınma

Toplumların, besin kaynakları, beslenme durumu, beslenme alışkanlıkları ve gereksinimlerinde ki farklılıklar ülkeye özel besin rehberlerin geliştirilmesini gerekli hale getirmiştir . Besin rehberlerinde yer alan yiyecek grupları ülkelere ve o ülkenin beslenme plan ve politikalarına göre farklılık gösterir . Farklı ülkelerin resmi olarak kabul ettikleri besin rehberleri şekil, besinlerin gruplandırılması ve içerdikleri öneriler açısından farklılıklar gösterseler de, besinler ve beslenme ile ilişkili bilimsel bilgilerin temel kavramlara dönüştürülerek daha geniş toplum kitlelerine ulaştırılması hepsinin ortak hedefi olarak kabul edilmektedir Türkiye’de dört yapraklı yonca, İngiltere’de sağlıklı yemek tabağı, Almanya’da üç boyutlu besin piramidi, Portekiz’de besin dairesi, Çin’de besin rehberi pagodası, Kanada’da, gökkuşağı, Tayland’da besin bayrağı, Japonya’da besin rehberi topacı, Fransa’da merdiven, Macaristan’da ev, Danimarka’da pusula gibi farklı görseller kullanılarak topluma yeterli ve dengeli beslenme ile ilgili bilgiler sunulmaktadır.

Beslenme Nedir?

Beslenme Nedir?

Beslenme, uluslararası insan hakları belgelerinde bir hak olarak ifade edilmekte ve bir ülkenin beslenme durumu o ülkenin en önemli refah göstergelerinden biri olarak kabul edilmektedir. Toplumun ve bireylerin sağlıklı ve güçlü olarak yaşamasında, ekonomik ve sosyal yönden gelişmesinde, refah düzeyinin artmasında yeterli ve dengeli beslenme temel şartlardandır. Günümüzün en büyük küresel sorunları arasında yer alan açlık, yoksulluk ve kötü beslenme (malnütrisyon – obezite) farklı boyutlarda olmakla birlikte tüm ülkeleri etkilemektedir. Kimi ülkelerde sorun kronik bir hal alarak nüfusun büyük bir bölümünü etkilerken, kimi ülkelerde bölgesel ve/veya dönemsel olarak baş gösterebilmektedir. Sorunun ortaya çıkış sebebi olarak iki farklı görüşün hakim olduğu söylenebilir.

Görüşlerden birisi sorunu bir arz sorunu olarak tanımlarken, diğer görüş bir paylaşım sorunu olarak görmektedir. Bunların dışında her iki görüşün geçerli olabileceği de bir ara görüş olarak ortaya konmaktadır. Ancak herkes tarafından üzerinde görüş birliğine varılan konu açlık, yoksulluk ve sağlıksız beslenmenin önemli bir sorun olarak varlığıdır. Malnütrisyon (hem eksik beslenme hem de aşırı beslenme) halk sağlığı sorunudur ve bu durumun önlenmesi ve tedavisi için büyük ulusal ve uluslararası girişimler gereklidir. Aşırı beslenme (hem aşırı kilo hem de obezite) Avrupa ve ötesinde yaygındır ve artmaya devam etmektedir ve toplum için maliyetli bir sorundur. Sıklıkla hastalıkların neden olduğu eksik beslenme (hastalıkla ilişkili malnütrisyon) da önemli ve obeziteden daha pahalı bir problemdir.

Beslenme ve Yaşam Kalitesine Etkileri

Beslenme ve Yaşam Kalitesine Etkileri

Yaşam kalitesini düşüren beslenme sorunlarının en aza indirilmesi veya tamamen çözümlenmesi , kötü beslenmeye bağlı olarak gelişebilecek kronik hastalıkların önlenmesine yönelik yaşam biçiminin iyileştirilmesi, çevre koşullarının düzeltilmesi ve geliştirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Beslenme bilimindeki son gelişmeler; diyetin, sadece optimal sağlığın oluşumu ve gelişiminde değil, dengesiz beslenmeye bağlı şişmanlık ve diyete bağlı kardiyovasküler hastalıklar, kanser, tip 2 diyabet, osteoporoz gibi kronik hastalık riskini azaltmada da potansiyel bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir.

Günümüzde diyete bağlı kronik hastalıkların; ölümlerin %60’ında, hastalıkların % 46’ sında temel neden olduğu belirtilmekte ve 2020 yılında gelişmekte olan ülkelerde görülen toplam ölümlerin %71’inin iskemik kalp hastalıkları, %75’inin inme, %70’inin diyabet nedeniyle olacağı öngörülmektedir . Yetersiz ve dengesiz beslenme çok çeşitli akut ve kronik hastalıkları olan bireylerde, tüm yaşlarda ve ortamlarda ortaya çıkar. Hastanede, bakım evlerinde, ayaktan bakım ve kliniklerdeki bireylerde malnutrisyon riskinin (hem aşırı hem de eksik beslenme) rutin ve düzenli olarak taranması gereklidir. Tüm ortamlarda malnutrisyonu saptamak için evrensel, basit, kanıta dayalı ve onaylanmış bir tarama aracının kullanılması tavsiye edilmektedir. Tarama programı multidisipliner olmalı ve tarama testinin sonuçları nütrisyonel bakım planını içeren uygun bir eylemle ilişkilendirilmelidir. Bireyin kilo kaybetmesine yardımcı olan etkin obezite tedavisi anlamlı sağlık faydalarına neden olabilir. Benzer şekilde eksik beslenmeye tedavi etmek için, nutrisyonel destek kullanımı vücut yapısı ve fonksiyonunu iyileştirebilir ve komplikasyon oranları ve mortaliteyi azaltarak klinik sonuçta iyileşme yaratabilir.

Başarılı bir eksik beslenme ve aşırı beslenme tedavisi bireylerde anlamlı klinik iyileşme ve sağlık hizmeti sistemleri ve toplumda belirgin maliyet tasarrufu ile sonuçlanır. DSÖ yetersiz beslenme ile ilgili sürecin yaşam döngüsü içinde bebeğin doğumundan önce başlayıp , insanın ölümüne kadar devam ettiğini kabul etmektedir. Yetersiz ve dengesiz beslenme hayatın tüm dönemlerinde sorun olarak karşımıza çıkabilmektedir. Zincir kırılmadığı taktirde de başka sağlık sorunlarına neden olabilmektedir. Çalışmalar, yetersiz beslenen toplumlarda bebek ölüm hızının, yeterli beslenen toplumlardan 10 kat daha yüksek olduğunu göstermektedir. Yetersiz beslenen çocukların büyüme hızı ve zeka gelişimleri de normalden düşüktür. 1900 yıllarında Japonya’da 12 yaş grubu çocukların ortalama boyu 134 cm iken 1960 yılında aynı yaş grubunun boy ortalaması 142 cm’ye ulaşmıştır. Bu artış besin üretimi ve tüketimindeki artışa bağlanmıştır.

Yetersiz beslenen toplumlarda enfeksiyon hastalıkları daha sık görülmekte, daha ağır seyretmekte ve daha öldürücü olmakta, kronik hastalıklar aşikar hale gelmektedir. Kişinin kilolu veya şişman olması ise , yüksek kan basıncı, yüksek kan kolesterolü, kalp damar hastalıkları, inme, şeker hastalığı, bazı kanser türleri, artritler ve solunum yetersizlikleri gibi sağlık sorunları riskini arttırır. Zayıflık ise verimliliği ve vücut direncini düşüren, istenmeyen bir durumdur.

Doğru Beslenme ve Sağlık İlişkisi

Doğru Beslenme ve Sağlık İlişkisi

Doğru beslenme, metabolik hastalıklardan korunmanın ve sağlıklı yaşamın ön koşullarından biridir. Yapılan araştırmalarda, fiziksel aktivite artışı ve beslenme alışkanlıklarının değiştirilmesi ile Tip 2 diyabetin % 30-50 oranlarında önlenebileceği kanıtlanmıştır. Ayrıca, dislipidemi ve hipertansiyondan primer ve sekonder korunmada medikal beslenme tedavisi vazgeçilmez bir unsurdur. Ayrıca sağlık ve beslenme arasındaki ilişkiden bahsederken, immün sistem ile beslenme arasında da çok yakın bir ilişkiden de bahsetmek gereklidir. Yetersiz beslenme (malnütrisyon) sadece enerji ve protein eksikliği olarak düşünülmemelidir. Son yıllarda bir kişinin beslenmesinde ki amaç sadece enerji ve protein gereksinimini karşılamak değil, bazı özel besinlerle hastanın hastalıklara karşı direncini artırmak ve inflamatuvar yanıtını kendi yararına değiştirmek olmuştur. Kişinin immün işlevlerinde yararlı etkiler gösteren besinlere immün besinler, bu besinlerle beslenmeye de immün beslenme denir.

Beslenme ile “sağlıklı olmak” ilişkisi açısından daha geniş bir ifade ise “fonksiyonel beslenme”dir ve kısaca sağlık üzerinde, besin olmasından ötede, herhangi bir şekilde yararlı etki yapan tüm besin ögeleri ile beslenmeyi kapsar. İmmün beslenmenin başlıca uygulama alanları da cerrahi ve travma hastaları, kanserli hastalar, yoğun bakım gerektiren ağır hastalığı olanlar ve sepsis gibi ciddi enfeksiyonu olan hastalardır. Beslenme ile ilgili sorunlar, müdahale edilebilir olmaları nedeniyle , başta sağlık alanı olmak üzere pek çok bilimin ve sektörün işbirliği sonucu, bireye ve topluma yönelik politikalar geliştirilmesi ile çözülebilir. Bu insani ve ekonomik bir zorunluluk olarak kabul edilir. Ancak tüm sürecin başarıya ulaşabilmesi için sistemli ve sürdürülebilir bir yaklaşım gereklidir.

Oy
Konuyu Değerlendir