Antropolojinin tarihte biçimlenişi – Ders notları

Antropolojinin tarihte biçimlenişi – Ders notları

Kasım 9, 2019 0 Yazar: dilimiz

Antropolojinin tarihte biçimlenişi” konu anlatımı “Antropoloji” ders notları ve kitapları kullanılarak derlenmiştir.

A) Tarihi

  • Antropolojik ilginin doğuşu, insan çeşitliliğine, farklı yaşam ve geçim biçimlerine dönük merakların ve bu çeşitliliği sergileyen yazının ortaya çıkmasıyla başlar. Herodotos’u, Marco Polo’yu ve Evliya Çelebi’yi de ilk antropologlar olarak görebiliriz.
  • Bilimsel antropoloji, 19. yüzyılda bugünün modern sosyal bilimleri şekillenirken, Batı dışında kalan toplum ve kültürlerin inceleme alanı olarak, diğerlerinden ayrışarak ortaya çıkmıştır.
  • İçerisinde biçimlendiği sömürgecilik koşullarının ürünü olarak antropoloji en kestirme deyişle “öteki”ni, bir başka deyişle Batılı-olmayanı tanıma ve anlama gayretidir.

Antropolojinin bilimsel bir disiplin olarak tesis edilişinin temelinde şu girişimler vardır:

  • Batılı’nın çeşitli gerekçelerle, sömürge yönetimlerinin gereksinimlerini karşılama
  • Uygarlığın yayılması karşılığında yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalan Batılı olmayan toplumların fiziksel ve kültürel envarterlerini çıkartma
  • Sömürge halklarının “uygarlığın” gereklerini asgari sancıyla benimsemelerine yardımcı olma
  • Bu toplumların nasıl daha iyi yönetilebileceğine ilişkin eşsiz bilgiler elde etme
  • Ulus-devletin kültürel türdeşliğine kaynak oluşturma

Yukarıdaki gerekçelerle yakın bir geçmişe dek antropolojik araştırmaların çok büyük bir bölümü, Batılı antropologlarca sömürge ve eski sömürge topraklarında yaşayan halklar arasında gerçekleşmiştir.

Bu antropologlar sayesinde Avrupa’da antropoloji 19. yy’da gelişirken, onu etkileyen en önemli kavramlardan birisi ırk kavramı olmuştur. Zira başka kıtalarda yaşayan insanlar sadece kültürel farklılıklarıyla değil

Avrupalılardan fiziksel farklarıyla da dikkat çekmiş ve bugün de kullanılan kaba ırk sınıflandırması, yani Beyazlar, Siyahlar, Sarılar gibi sadece deri rengine dayanarak insanları ayıran görüş, o başlangıç yıllarının eseri olmuştur.

19. yüzyılda bu ırk sınıflandırması, yükselen sömürgeciliğin sömürge ülkelerdeki insanlar üzerindeki tahakkümünü meşrulaştıracak bir araç haline getirilmiş ve Avrupa düşüncesinde, varsayılan ırksal farkın Batının gelişmişliğine karşın diğerlerinin geri kalmışlığının nedeni olduğunu temellendirmeye çalışan ideoloji, ırkçılık, ortaya çıkmıştır.

Özellikle 20. Yüzyılın başlarından itibaren II. Dünya Savaşı’nın sonuna kadar devam eden süreçte antropoloji, bu ideoloji için kullanılmış ve bir yanlış bilinç ortaya çıkmıştır. Bu yanlış bilinç, antropolojinin sadece bir ırk bilimi olarak algılanmasına yol açmıştır.

Günümüzde ise antropoloji artık karmaşık ve çelişkili görünümleriyle günümüz dünyasını insanını anlama girişimidir. Artık artan sayıda antropolog, kendi ülkelerinin kırsalında, kentlerin varoşlarında, etnik gruplar, köylülük, kentsel azınlıklar, göçmenler, marjinal (leşmiş) gruplar, dinsel hareketler, cemaatler, toplumsal cinsiyet rolleri, işsizler, işçiler, yaşlılar, trans kimlikler, cezaevleri vb. konularda çalışmalarını yürütülmektedir.

Böyle olmasına rağmen antropoloji, sömürgecilik geçmişinin pratiğinden edindiği kimi yönlerini hala büyük ölçüde devam ettirmektedir:

  1. Antropoloji ağırlıklı olarak madunları (alt aşamada bulunan) kendisine konu edinen bir disiplindir. (Bu nedenle Laura Nader bir makale kaleme alarak, antropologları sömürülenden çok sömürgecileri, güçsüzlerin kültüründen çok güçlülerin kültürünü, yoksulluk kültüründen çok zenginlik kültürünü incelemeye çağırmıştır.)
  2. Bir toplumun içine girip uzun süre orada araştırma yapma geleneği devam etmektedir.

B) Sömürgeciliğe Kısa Bir Bakış

Sömürgecilik; “bir devletin kendi sınırları dışında kalan genelde denizaşırı toprakları askerî müdahale başta olmak üzere çeşitli yollarla ele geçirmesi ve orada hâkimiyet kurup yerli toplumlar üzerinde siyasal, ekonomik ve kültürel alanlarda üstünlük sağlayarak bunların her türlü imkânlarını kendi çıkarları için yağmalaması” dır.

-Sömürgeciliğin Batı dillerindeki karşılığı olan “kolonyalizm”, çoğu insanın gözünde sömürgecilik gibi aşırı olumsuz anlamlar taşımamaktadır. Böylelikle “koloni kurma” istek ve düşüncesi, Hıristiyanlığı yeni topraklara taşıma; geri, ilkel ve sapkın toplumları uygarlaştırma gibi anlamlar yüklenerek dolaşıma girmiştir.

C) Geçmişten Günümüze Antropolojinin İlgilendiği Toplum Tipleri

En genel düzeyde toplumlar geleneksel (ya da modernlik öncesi) toplumlar ve modern toplumlar diye ikiye ayrılır.

a)Modernlik Öncesi Toplum Tipler (19.yy’a kadar)

Avcı ve toplayıcı toplumlar

  • İnsanlar yaşamlarını bitkileri toplama ve hayvanları avlama yoluyla sürdürür
  • Birkaç düzine gibi az sayıda insandan oluşur
  • Eşitsizlik çok azdır

Tarım toplumları

  • Toprağın ekilip biçilmesine bağlı olduğu toplumlar
  • Kırsal toplumlar
  • Tarımsal üretime ek olarak evcilleşmiş hayvan yetiştiriciliği önemli bir geçim kaynağıdır
  • Açık eşitsizlikler bulunur

Sanayileşmemiş Uygarlıklar ya da geleneksel devletler

  • Büyük ölçüde tarıma dayalı ancak ticaret ve tarım dışı üretim de yoğun
  • Krallık ya da imparatorlukla yönetilen
  • Farklı sınıflar arasında eşitsizlikler bulunan

b)Modern Toplumlar

Modern toplum ya da endüstri toplumu

  • Toplum endüstri ve teknolojiye dayanır
  • Nüfusun büyük kısmı fabrikalar, ofisler ya da dükkânlarda çalışır
  • İnsanlar çoğunlukla endüstriyel üretimin yoğun olduğu ketlerde yaşar
  • Önceki toplum tiplerine göre daha gelişmiş ve yoğun siyasal düzene sahip

Bilgi toplumu ya da endüstri sonrası toplum

  • Endüstri toplumdakinden farklılaşan toplum tipi
  • Bilgi ve iletişim sektörünün ön plana çıktığı toplum