|
|
||||
|
BUKET UZUNER'İN SESİNDEN
ÖZYAŞAMI VE KENDİSİ "Ben Gönen'de doğdum." diyerek başlayan Ömer Seyfettin'e
hep özenmişimdir ve bu ikisi birbirine pek çok anlam yüklemiştir. Birbirlerinden
ayıramazsınız onları... Annem, hep en yakın arkadaşım oldu, hâlâ öyledir. Belki
de bu yüzden onu en kıyasıya eleştiren ve üzen dostu da benim. Üstelik
bunu hak etmediğini bile bile... Annelerle kızları arasında esen fırtınayla
meltem arası rüzgarın gizlerini tam olarak çözmenin olanaksız olduğunu
düşünmüşümdür daima. Yazmak ve yazarlık, beni çok küçükten beri büyülemeye başlamıştı.
Yazarlık, yaşam koşullarının sürüklediği bir yön olarak değil, tam tersine
çok bilinçli, gönüllü ve "asıl meslek" terk edilmek pahasına seçilmiş
bir iştir benim için. (Bu "asıl meslek" deyişini yerli filmlerdeki "asıl
oğlan/kız'a nazire olarak söylüyorum. "pahasına'nın anlamıysa, tamamen
ekonomiktir.) Bir çocuğun ilk kahramanı anne ve babasıdır. Doğal olarak
onların hayran oldukları da kahramanlar hanesine katılır. Annemin yazarlardan,
düşünür ve müzisyenlerden söz ederken gözlerinde be-liren hayranlık parıltıları
belki de... Biraz genetik azıcık belki... Ama kesinlikle May Alcott'un
ünlü gençlik romanı "Küçük Kadınlar"daki Jo! Evet, o romanı kaç kez okudum
da yazar olan Jo'ya imrenmedim, sayısını asla çıkartamam. O sıralar, üniversite Seçme Sınavları'nda önkayıt sistemi
vardı. Önce Ziraat Mühendisliği'ne, sonra Veteriner Fakültesi'ne önkayıt
yaptırdım, ama so-nunda biyolog olmak düşüncesi ağır bastı. Moleküler
biyolojiyi en modern teknikle öğreten Hacettepe Üniversitesine, yaşamın
gizini, hücrenin sırrını öğrenmek için kaydoldum, Prof. Altan Günalp'ın
kurduğu o en tantanalı ve modern döneminde... (1972) Bir yıl kadar biyolog olarak bir biyo-kimya laboratuarında
çalıştıktan sonra, 1979 yılında Bergen Üniversitesi'nde burslu olarak
ekoloji masteri yapmaya Norveç'e gittim. İşte benim kuzey yolculuklarım
da böyle başladı. Üç yıl yaşadığım Norveç'te, bütçeme eklediğim yaz işlerinin
(garsonluk, aşçılık, gazete satıcılığı, çevirmenlik, çocuk bakıcılığı
vb) katkısıyla uzun tren yolculukları yaptım. Tüm Avrupa'yı birkaç kez,
kuzey-den güneye dolaştım. Sırt çantam, pasaportum, interrail biletim,
günce defterle-rimle yolculuklar yaptım. Yolculukları yalnız yapmış olmaktan
müthiş bir zevk aldım, hala gururla anarım. Değişik kent-lerde, oralı
arkadaşlarımı ziyaret ederek, pek çok anı, hasret, hüzün ve sevinci depolayarak
yaptığım yoluculuklardaki yalnızlığın önemini, tanıyanlar zaten bilirler.
1984'te O.D.T.Ü. Çevre Müh. Bölümü'nde araştırma görevlisi
olarak çalışmaya başladım. Bu dönemden anımsadığım en güzel şey, çevre
mühendisliği son sınıf öğrencilerine verdiğim ekoloji dersiyle ilgilidir.
Can sıkıcı, yer yer üzücü akademik sorunlar baş gösterdi. Zor, çok zor bir yıldı. Finlandiya bir yabancının yaşayacağı
en zor ülkelerden biridir. Buna karşılık, Finlandiya ve Finlilerin yüreğimde
özel bir yeri vardır. 1988'de İstanbul'da patlayan turizmden nasibini alıp, beş
yıldızlı bir otelin Halkla İlişkiler Müdiresi rolündeydim. Benim ilgimi
çekebilmesi için otelin adının ART olması gerekiyordu ve öyleydi. Antalya
ve İstanbul'da geçen bu bir yıllık iş dünyası deneyimi çok ilginçti ve
şimdi düşününce, insan ilişkileri açısından çok zengin olduğunu daha iyi
kavrıyorum. Daha sonra reklam ve video yazarlığı yaparak bir süre hayatımı
kazandım. Doğrusu; bir dönem çalışıp, sonra yazmak formülüyle geçen yıllardı.
Bir yazarın okuması ve çalışması kadar,"yaşaması" ve "görüp
geçirmesi" gerektiğine inananlardanım. Gözleyebilmek, hissedip, bütün
bunlar arasında ilişki kurabilmek, ancak "yaşamak"la pratik edilebile-cek
yetenek özellikleridir. Bunlar da içsel dürtülerin şiddetli baskılarıyla
oluşur ancak. Maço olması dışında yazarlığına pek dil uzatamayacağım Hemingway,
yazdıklarını oturduğu yerden kurarak oluştursaydı, asla aynı yere ulaşamazdı.
İşte bu yüzden olmalı, farklı işlerde çalışmış ve kendi kuşağımın en gezgin
kadın yazarlarından birisi olmak beni mutlandırıyor.
Mutluluğun başarmak değil, istediğini başarmak olduğu yolunda
bir cevher yumurtlasam(!) iyice ukala sayılmam umarım.
Yıllardır bir "imkânsız sevgilini var. Edebiyat kariyerimde
önemli yer tutar. Onsekizli yaşlarımda -ne iyi ki -tanıştığım ve bana
ben bir okul, yakın bir dost, ben de "imkânsız sevgili" olmuş birisi...
Alkol, sigara ve aylaklısın yazarlık, sanatçılık ve bohemlikle ilişkisinin
yüzde sıfır olduğunu, yazarlığınsa çok sıkı bir disiplin gerektiğini bana
aşılıyan bu şairi herkes tanır; adı Attila İlhan. Otuz yaşıma dek annelik hiç de bana uygun değildi, düşünmüyordum.
Otuzumda bir merak, bir merak,... (Otuz yaş, çok önemli dedim ya!...)
Bunun biyolojik çevirisi, dişi Homo Sapiens'in üreme güdüsü olmalı. Hani
hayvanların çiftleşme mevsimi örneği... Şimdi 1990 modeli boğa burcu bir
oğlum var. Adını canavarın kısaltılması olarak Can, göbek adını da kendi
soyadımla çağırdığım, bana yepyeni tadlar katan bir Bebek Bey. Yine de
"annelik" rolü için aynı neşeli şeyleri söyleyemeyeceğim. Anneliğin en
iyi tanımının, kadının kendi "ben'inin önüne geçen bir başkası olduğunu
düşünüyorum. "Ben"i çok gelişmiş kadınlar için hayli zor bir meslek. Sosyal
ve biyolojik olarak dişi insanda çok daha fazla yoğunlaşan bunca özveri,
sorumluluk, emek ve sevginin buluştuğu başka hiçbir aşk, hiçbir rol, veya
meslek yoktur. Hin şükür ki, anneler korkunç bir biyolojik tutkuyla, tanımlanamaz
bir kör sevgiyle çocuklarına kenetleniyorlar. Başkacası da olanaksız olurdu
herhalde. Doğa her türlü dengeyi mutlaka kurmuştur, kesinlikle... Yaşadığım hiçbir evde işler cinsiyete göre ayrılmamıştır.
Zaman ve yetenek tek belirleyicidir. Aksi halde orada yaşayamam. Yemek
yapmayı, yaratıcı olabildiğince severim. Hayvanlara, özellikle su samurları
ve köpeklere bayılırım. Bu nedenle sirkler ve hayvanat bahçeleri bana
hep hüzün vermiştir. Dağları ve ormanları, denize tercih ederim. Çadır
kamplı tatilleri lüks otellere değişmem. Bu upuzun biyografimi yazarken tam otuzaltı yaşındayım.
Yazarken zorlandığımı itiraf etmeliyim. Çünkü ben tarafsız olmadığı hem
de kurgunun sonsuz olanakları sunduğu o gizemli, fantastik dünyanın serin
gölgesinden yoksun kalmak durumundayım. Üstelik kendimi anlatırken... |
||||
|
Bütün hakları saklıdır
© FORSNET
|