|
Doğan
Kökdemir, "Üniversite Öğrencilerine Açık Mektup", Cumhuriyet
Bilim Teknik, 29 Temmuz 2000, 697: 15.
Üniversite Öğrencilerine
Açık Mektup
Doğan Kökdemir
Neden bir üniversitede okuyorum. Kaç üniversite öğrencisi bu soruyu kendine
sormuştur acaba; ya da daha önemlisi kaç öğrenci açık yüreklilikle bu
sorunun cevabını vermeye çalışmıştır? Henüz çok başlarından olduğum akademik
yaşantında, bu soruya verirken cevapları değişik üniversitelerin değişik
bölümlerindeki öğrencilerden duyma şansına eriştim ama duyduğum cevapların-
en azından benim için- çok tahmin edici olduğunu söyleyemem. Cevaplardan
tatmin olmak tabii ki göreceli bir durum, bu yüzden bu soruyu sormadan
önce hangi cevapların beni geleceğe dönük olarak umutlandıracağını düşündüm.
"Kendimi gerçekleştirmek için buradayım" ya da "Bilimsel düşünmek için
üniversiteye geldim" gibi cevaplar belki de beni daha mutlu edecekti ama
aldığım cevaplar genelde iki grup altında toplandı. (1) "Buradayım çünkü
ailem böyle olmasını istedi" ve (2) "Üniversite diploması alabilmek için
üniversitedeyim". Doğal olarak yukarıdaki soru ve buna verilen cevaplar
son derece kısıtlı gözlemlere dayanıyor; bilimsel bir veri toplamaktan
uzak olan bu gözlemler hiç değilse bize genel yapı hakkında biraz fikir
verebilir diye düşünüyorum. Verilen cevapların doğruluğunu ya da haklılığını
tartışmayacağım çünkü bu yanıtların, yanıtı veren kişi açısından "en doğru"
olduğunu kabul ediyorum. Bu yazının amacı, bu soruyu henüz düşünmemiş
ya da cevabını henüz verememiş öğrencilere alternatif sunabilmek. Bunu
gerçekleştirmek için uzun bilimsel tartışmalar yerine bir mektup yazmanın
daha uygun olduğunu düşündüm...
"Üniversitelerde verilen bilgiler gerçek hayatta ne kadar işime yarayacak?"
Bu soruya verilecek cevabı çok uzatmaya gerek yok, soru zor ama yanıt
basit "Bilmiyorum!" "Aslında, öğrendiğiniz her bilgi kırıntısı sizin işinize
mutlaka ve mutlaka yarayacak" diyerek hem sizi hem de kendimi belirsizlikten
korumayı seçebilirdim ve inanın bu çok kolay olurdu. Ama, gerçekten de
bu sorunun doğru cevabını bilmiyorum; daha doğrusu sizi tanımadığım sürece
herhangi bir tahminde bulunamam. Belki aranızdan bazıları üniversite eğitimi
süresince öğrendiği pek çok şeyi kendi profesyonel iş yaşantısında başarıyla
uygulayacak ama bazılarınız da öğrendiklerinin büyük bir bölümünü "kaybedecek".
Sorumuzu şu şekilde değiştirirsek belki daha açık bir cevaba ulaşabiliriz.
"Bize verdiğiniz, örneğin Araştırma Yöntemleri dersinde, gerçek hayatta
uygulanabilecek bilgiler mi öğreteceksiniz?" Bu soru diğerlerine göre
daha detaylı bir soru ama cevabı biraz daha karışık "Hayır, böyle bir
amacım yok".
Hangi bilim dalı olursa olsun ve buna bağlı hangi dersten söz edersek
edelim kuşkusuz buradaki bilgiler hayatın kendisiyle ilgilidir. Bilimin
hayattan kopuk olması zaten beklenemez. Kuantum fiziğiyle ilgili bilgi
ve kuramın, matematiğin, psikolojinin, felsefenin ve daha bir çok alanın
hayata yansımasının mümkün olmadığını söylemek büyük bir hata olur. Günlük
hayatla olan bu doğal yakınlığa rağmen üniversitedeki bilimcinin ya da
eğitmenin size bilgileri hap şeklinde vermesini bekliyorsanız hata yapıyorsunuz.
Bilimcinin, "Hadi bunu öğreteyim de, günlük hayatta kullanın" gibi bir
kaygısı yoktur, bence olmamalıdır da. Uygulama, alınan bilgileri gerçek
hayata taşıma, diğer bir deyişle aktif öğrenme, eğitim gören kişinin sorumluluğundadır,
eğitmenin değil.
Örneğin; Psikolojiye Giriş dersi alan öğrencilerin bu dersten bekledikleri
arasında (1) karşılarındaki insanlarla daha iyi ilişkiler kurabilmeyi
öğrenme, (2) karakter tahlili yapabilme becerisini kazanma ve (3) beğendikleri
kız ya da erkek arkadaşlarını "tavlayabilmenin" yollarını bulma ilk sıraları
alır. Üstelik bu beklentiler sadece bize özgü değil, evrensel beklentilerdir
(McBurney, 1996). Bütün bu talepleri-üzgünüm ama- karşılayamıyoruz. Bunun
iki nedeni var; birincisi, insan davranışı ve düşünce sistemiyle ilgili
cevapların çoğunu biz de bilmiyoruz ve ikinci olarak insan hayatında o
kadar çok farklılık ve değişkenlik var ki, bütün bu sisteme tek bir yanıt
(hap) verebilmek imkansız. Yukarıdaki taleplerin cevabı psikoloji de yok
mu? Mutlaka var; ama bu cevabı bulup ortaya çıkarmak ve kendi hayatı için
uygulamaya sokmak bu bilgileri alan kişinin becerisinde.
Sonuç olarak, üniversiteliler teknik okullardan farklı olarak mesleki
beceriyi değil, düşünsel beceriyi geliştirmek için oluşturulmuş kurumlardır.
Düşünsel beceri olmadan mesleki aşamalardan bahsetmenin çok da anlamlı
olmadığı sanırım açıktır.
"Bu kitabın tamamını okuyacak mıyız?"
Dönem başlarında öğrencilerin endişe dolu ses tonlarıyla sordukları önemli
bir sorudur bu. Ders kitabından 1-2 bölümün çıkarılması öğrencileri mutlu
eder, hele hele kitabın yarısını "atarsanız" en sevilen hocalardan birisi
olmanız işten bile değil. İlk bakışta oldukça doğal ve doğal olduğu kadar
da mantıklı bir süreç gibi görünüyor. Öyle ya, kim daha fazla okumak ister?
Daha az kitap, daha az sayfa,
daha az ders sayısı, daha az ders saati, daha az üniversite... daha az
gelecek! "Neden üniversitedeyim?" sorusuna verilecek cevabın önem kazandığı
bir bölüme geldik; banka hesabımızdaki paranın sadece %80'ini çekebileceğinizi
söyleseler bunu kabul eder miydiniz? Hayır mı? Peki, o zaman neden eğitiminizi
kısıtlamaya bu kadar gönüllüsünüz? Tahminen kültürel bir özellik, hakkımız
olanı istemek konusunda çok başarılı değiliz. Eğitim söz konusu olduğunda
bu talepler bizi de uğraştıracağı için susmak çok daha rasyonel bir davranış
olarak algılanıyor. Daha çok bilgi yerine daha az ve mümkünse kullanıma
hazır bilgiyi tercih ediyoruz.
Öneri mi? Önerim basit, isteyin! Dersi veren hocalarınızdan sizlere daha
fazla zaman ayırmalarını isteyin, dogmatik ders kalıpları yerine eleştirel
düşünmeye yön verecek farklı uygulamalar, kitaplar, teknikler talep edin."Bu
kitabın son 4 bölümünü işlemeyeceğiz" diyen hocanıza bunun gerekçesini
sorun. Üniversitede olduğunuzu hissetmeyi isteyin.
Eleştirel Düşünme
Öğrencilerin sıklıkla yakındıkları durumlardan birisi eğitimin ezbere
dayalı bir temel oturtulmuş olmasıdır. Bu yakınmaya rağmen, zihinsel süreci
tetikleyici eleştirel düşünme temelli eğitimi gerçekleştirmenin önündeki
engellerden birisi bu eğitimin öğrenciler açısından zorluğudur. (Kökdemir,
1999a). Üniversite sınavına girmek için ter döken lise öğrencilerinden
üniversiteye geldiklerinde kazanmış oldukları ezbere dayalı ders çalışma
alışkanlıklarını hemen değiştirmelerini beklemek çok gerçekçi değil sanırım.
"Ezbersiz eğitim istiyoruz" söyleminize yürekten katılıyorum ama gerçekten
bu tür bir eğitime hazır mısınız? Daha doğrusu bu eğitimde sizi daha çok
okumanın, araştırmanın, soru sormanın beklediğini biliyor musunuz? Üniversite
eğitiminin her kademesinde eleştirel düşünme modellerinin uygulanması
gerektiğini savunan bir kişi olarak (Kökdemir,1999b), bu tür bir eğitimin
size gerçekten üniversite hayatını yaşatacağına eminim ve bunun için eğitmenlerden
çok sizlerin katkısı ve isteği lazım. Teknolojinin (özellikle internet
uygulamalarının) bu eğitime çok katkıda bulunacağı açık. Bu yüzden, siz
öğrencilerin gerek bilgisayar becerilerinizi geliştirmeniz lazım. Özellikle
internet uygulamaları söz konusu olduğunda "internet kullanımının" bir
modem ve telefon hattından fazlasını içerdiğini unutmayın (Kökdemir, 2000).
Kaynakça
Kökdemir, D. (1999a). Psikolojiye giriş ve genel psikoloji derslerinin
içeriğinin değiştirilmesi hakkında eleştirel bir yaklaşım. Türk Psikoloji
Bülteni, 5(13), 28-30.
Kökdemir, D. (1999b). Üniversitede bir eleştirel düşünme yöntemi. Cumhuriyet
Bilim Teknik, 632, 4-5.
Kökdemir, D. (2000). Düşünmeden internet. AD net, Mart, 68-69
McBurney, DH. (1996). How to think like a psychologist: Critical thinking
in psychology. New Jersey: Prentice Hall
|