|
|
||||
|
Descartes, Ahlâk üzerine
Mektuplar, (Çeviren Mehmet Karasan),
İstanbul, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, 1992, sf.53-54, 620 Egmond, 6 ekim 1645 Madam, Bazen şöyle bir şüpheye düştüğüm
oluyor: elimizde bulunan nimetleri olduğundan daha büyük ve daha değerli
hayal ederek, elimizde bulunmayan nimetleri de bilmeyerek veya gözden
geçirmek için üzerinde durmayarak, memnun ve neşeli olmak mı yoksa her
ikisinin de gerçek değerini tanımak için, fazla bilgili ve düşünceli olarak,
kederli olmak mı daha iyidir? Üstün iyinin neşe olduğuna inansaydım ne
pahasına olursa olsun, neşeli olmaya çalışmak gerektiğinden şüphe etmezdim
ve can sıkıntısını şarapta boğan yahut tütünle uyuşturanların kabalığını
doğrulardım. Fakat fazileti işlemekten yahut da (aynı şey olan) elde edilmesi
ira-demize bağlı bulunan bütün nimetlere sahip olmaktan ibaret olan üstüm
iyi ile, bu nimetleri elde etmeden sonra gelen memnunluğu birbirinden
ayırıyorum. Bun-dan ötürü, zararımıza da olsa, hakikati bilmenin, bil-memekten
daha büyük bir olgunluk olduğunu göz önüne alarak, az neşeli fakat çok
bilgili o1manın daha iyi olduğunu kabul ediyorum: Böylece ruhumuzun en
mem-nun olduğu an, en neşeli olduğumuz zaman değildir; tersine büyük neşeler
genel olarak donuk ve ciddidir, kahkahalı neşelerse, ufak ve geçicidir:
Bunun için boş, hayaller peşinde koşarak yanılmaya düşmeyi asla doğ-ru
bulmam; zira bundan gelen bütün zevk ancak ruhun dışına dokunabilir, halbuki
içi, yalancılıklarını görerek, acı duyar. Ruhumuz durmaksızın başka şeylerle
uğraşırken, bunun farkına varmayabilir, fakat o zaman da adı geçen saadete
kavuşamaz, çünkü saadet hareketimize -bağlıdır, halbuki böyle bir hal
ancak talihten gelebilir.. |
||||
|
Bütün hakları saklıdır
© FORSNET
|