|
Ali
Sirmen, "Allah Allah", Cumhuriyet, 7 Ekim 2000
Cumhuriyet, 7 Ekim 2000
"DÜNYADA BUGÜN" ALİ SİRMEN
Allah Allah!.. Sevgili, Sana
da olur muydu bilmiyorum? İlk genç yıllarımda, Beyoğlu'nda turlarken sık
sık kafamı kaldırır, binaların üst katlarına bakardım.
"Benim böyle görüp algıladığım bu görüntüleri bir başkası nasıl görüyor
acaba" diye sorardım hep kendi kendime.
"Hiç öyle şey olur mu?" deme: Aynı nesneye bakan insanların değişik
şeyler görmesi olağan.
Evet gerçi, bina aynı bina; pencereler, kapılar, renkler aynı. Ama ona
bakan kişi, görüntüyü gözünden beynine aktarırken geçmiş deneylerini,
meşrebini, özlemlerini ekliyor.
Yalnız insan değil, objektif için de durum pek büyük değişiklik taşımıyor.
Aynı nesneye yöneltilmiş değişik objektifler artlarındaki insan gözünden,
birikimlerinde tutkularından tümüyle bağımsız mıdırlar?
Son yıllarda bizim takımların ve tabii ki en çok o karşılaştığı için Galatasaray'ın
yabancılı yaptığı maçları TV'den izlerken de bu değişik bakışların farklarını
görüyorum, hatta zaman zaman karşılaşmayı-anlatan spikeri dinlerken "Allah
Allah!.. Yahu biz ikimiz de acaba aynı maçı mı izliyoruz" diye kendi
kendime sormadan edemiyorum.
Benim, şansın da yardımıyla kazanılan maçlarda aksak ve eksik bulduğum,
gelecek tehlike sinyalleri verdiğini düşündüğüm takım spikerin gözünden
mükemmel görünüyor eski oyununu aratan Cimbom, efsaneler yazıyor.
Spikere kızmıyor, kendimden
kuşkuya düşüyorum, bu iman eksikliğimden dolayı üzülüyorum.
Pazar sabahı da, başka konuları ele alacağım bu yazıya oturmadan önce
gazetelerimizi açınca yine aynı duyguya kapıldım.
Yugoslavya'da "devrim!" olmuştu.
Kimileri "devrimi!" yaşamışlardı ve anbean gelişmesini anlatıyorlardı.
Kimilerine göre "demokrâsinin büyük zaferiydi!" bu. Kimileri ise onuru
çiğne-nen bir halkın şahlanışını görüyorlardı, son ge-lişmede. Bazıları
da "diktatörün sonu!"na leylim leey çekiyorlardı. .
Tarihin çarkları, çağın önlenemez gelişmesi vb. vb. arasında bir kez daha
hayrete düştüm. Aynı ülkeye, aynı olaya mı bakıyorduk?
-Diktatör denilen adam, şu
bir süre önce, ne yapacağını, ne edeceğini yazarak, anlatarak halkının
oylarıyla iktidara gelen ve Sırp halkının taptığı Miloşeviç değil miydi?..
Onurunu kurtaran halk, dört nala giden enflasyonun umarını, bölgeyi kan
ve ateşe boğan Sırp şoveni Miloşeviç'te arayan, onu oylarıyla destekleyen,
nice cinayeti alkışlayan insanlar-dan oluşmuyor muydu?
Birden onuru şahlandıran demokrasi tutkusu muydu? Yoksa tepeden inen bombalar
ve onların daha da yoğunlaştırdığı ekonomik sıkıntılar mı?
Bu insanlarda birden onur şahlanmış, sağduyu hâkim olmuşsa, Miloşeviç'in
alternatifi olarak neden başka bir Sırp milliyetçisini seçmişlerdi?
Miloşeviç'in savaş suçlusu olarak yargılanmasına izin vermeyeceğini söyleyen
Kostuni-ça acaba şimdi kendine oy verenlerin geçmişteki suç ortaklığını
mı örtmek istiyor; yoksa kendisini destekleyen cephedeki Vik Darsko-veç'in,
1991'de paramiliter güçlerin Vukovar'ı kuşatmasının yeniden anımsanmasını,
yine cephenin önde gelenlerinden Zoran Cinciç'ih 1992'de Sırp kasabı Radovan
Karadziç'in ayağına gidip ziyaret etmesinin gündeme getirilmesini mi istemiyor?
Bugün Yugoslavya'da barış, demokrasi, insan hakları havarisi kesilen Avrupa,
Bosna'da insanlar koyun gibi boğazlanırken kuzu kuzu seyreden Avrupa değil
mi?
İnan bana Sevgili, aynı olaya.
bu kadar değişik bakmam beni şaşırtmaktan çok üzüyor ve hep kendi kendime
soruyorum, "Neden ben de onlar gibi göremiyorum olayları; neden ben de
onlar gibi coşkuyla katılamıyorum bu türkülere?" diye.
|