Atatürk, Cumhuriyet ve Türk Dili
ATATÜRK ve DİL EĞİTİMİ
EDEBİYAT
ÖĞRETİMİ
Edebiyat nedir? Edebiyatın
gayesi ne olmalıdır?
"Atatürk'ün bir akşam
toplantısında söz, edebiyat üzerine açılmıştı (1937),
konuşma şu sorularla başladı.
"Edebiyat nedir? Osmanlı
devrinde ve bugüne kadar Cumhuriyet rejiminde edebiyat
medlulünden ne anlaşılıyor? Mekteplerde edebiyat nasıl
okutuluyor? Cumhuriyet çocuklarına edebiyat ne yolda,
hangi gaye ile tedris olunmalıdır?"
Hazır bulunanlardan biri,
bugünkü edebiyat tedris sistemine karşıydı. Bugünün
programını edebiyattan beklenen hizmete uygun bulmuyordu;
ona göre bugünkü edebiyat tedrisatı, fikre ve ruha hitab
etmeyen bir şekilde yapılmaktadır; halbuki edebiyatın
rolü bu değildir; onun daha geniş ve şamil bir hizmet
sahası vardır.
Atatürk, bunun üzerine
o arkadaşına, edebiyatın nasıl okutulması ve ne suretle
programlaştırılmasının muvafık olacağını sordu. Bu arkadaşının
cevabı, kara tahta üstüne, şu suretle tesbit edilmiştir;
1. Ona, tahlil
ve terkip kabiliyeti vermek;
2. Ona, dünyayı ve insanlığı anlatmak;
3. Onu, bir üslûba malik kılmak;
4. Onu, başlı başına ve yardımsız çalışabilir
hale koymak;
5. Onu, bütün bu vasıf ve kıymetleriyle, mensup
olduğu sosyeteyi yükseltebilecek surette yetiştirmek.
Bütün bu mesaide, hususi
ve umumi, tarih ve bu tarihten en ileri gitmişlerin,yani
devletçilikte, askerlikte, bütün ilim ve fen teknik
branşlarında, ekonominin bütün sahalarında tetkik ve
imtisale en çok şayan eserleri ve müessirleri tanıtmak
tedris sisteminin temel taşları olmalıdır.
Bundan sonra Atatürk, edebiyatla alâka ve iştigâlini
bildiği, diğer bir arkadaşına şu soruyu sordu:
"- Osmanlı devrinde
ve Cumhuriyet rejimine kadar olan zamanlarda, edebiyattan
ne anlaşılırdı? O devrin mekteplerinde edebiyat nasıl
okutulurdu? Nihayet bugün, edebiyat tedrisatı ne suretle
yapılmaktadır?"
Atatürk'ün bu sorusuna
cevap veren arkadaş, tedris hayatından çekileli çok
seneler olduğu ve bugünkü edebiyat tedris programlarını
bilmediği için, şimdiki tedris sistemine dair bir şey
söyleyemeyeceğini, Osmanlı devrinde Tanzimattan evvel
ve onu müteakip zamanların, edebiyat telâkkileri ve
tedrisleri hakkındaki malûmatını ve edebiyatın lâfız
ve mâna sanatlarından bahseden bir ilim olarak okutturula
geldiğini ve herhalde kara tahtaya yazılan gayelere
göre bir edebiyat dersi okumadığını bildirdi.

Bunun üzerine, Atatürk,
şunları dikte ettirdi:
"- Osmanlı devrinde
ve bugüne kadar geçen Cumhuriyet çağında ve bundan evvelki
Türk kültürel çağlarında ve hatta bütün kültürlü medeni
cemiyetlerde edebiyat denildiği zaman şu anlaşılır:
Söz ve mânayı, yani insan dimağında yer eden, her türlü
bilgileri ve insan karakterinin en büyük duygularını,
bunları dinleyenleri veya okuyanları, çok alâkalı kılacak
surette söylemek ve yazmak sanatı. Bunun içindir ki,
edebiyat, ister nesir halinde olsun, ister nazım şeklinde
olsun, tıpkı resim gibi, heykeltıraşlık gibi, bilhassa
musiki gibi, güzel sanatlardan sayılagelmektedir.
Beşeriyette en müspet
ilim ve en ince teknik esaslarına dayanan, hayatla ve
kanla karşılaşmak kendileri için mukadder olan askerlik
gibi yüksek bir idealist meslek dahi, kendini içinde
bulunduğu içtimai heyete anlatabilmek ve bu büyük insanlık
ve kahramanlık yolculuğunu hazırlayabilmek için, uyandırıcı,
hedeflendirici, yürütücü ve nihayet fedakâr ve kahraman
yapıcı, vasıtayı edebiyatta bulur.
Bu itibarla, edebiyatın
her insan cemiyeti ve bu cemiyetin hal ve istikbâlini
koruyan ve koruyacak olan, her teşekkül için, en esaslı
terbiye vasıtalarından biri olduğu, kolaylıkla anlaşılır.
Bunun içindir ki, Türkiye
Cumhuriyeti Kültür Bakanlığı (Milli Eğitim Bakanlığı
isin o zaman kullanılan ad), edebiyat tedrisinde şu
noktalara, bilhassa ehemmiyet ve kıymet vermelidir:
a) Türk çocuğunun
kafasını, fıtrî yaratılışındaki dikkat ve itinaya göre
tekevvün ettirmek. Bu, Cumhuriyetin sıhhî düzeni ile
alakadar olan Vekalete de teveccüh eden bir vazifedir.
b) Güzel muhafaza
edilen, Türk kafa ve zekalarını açmak, yaymak, genişletmek.
Bu, bilhassa Kültür Bakanlığı'nın vazifesidir. Bununla
birlikte olarak, müstait Türk çocuk kafalarına müspet
ilim ve maddi teknik mefhumlarını, yalnız nazari olarak
değil, aynı zamanda pratik vasıtalar ile de yerleştirmek.
c) Bir taraftan
da, Türk kafalarındaki kabiliyetleri, Türk karakter(ler)indeki
sağlamlıkları, Türk duygularındaki yükseklik ve genişlikleri,
kendilerini hiç zorlamadan, natürel bir tarzda ve olduğu
gibi ifadeye onları alıştırmak.
Bunlar yapılınca, netice
şu olacaktır: Türk çocuğu konuşurken, onun beyan ve
anlayış tarzı, Türk çocuğu yazarken, onun ifade üslûbu,
kendisini dinleyenleri, onun yürüdüğü yola götürebilecek
bu kabiliyeti sayesinde, Türk çocuğu kendisini dinleyen
veya yazısını okuyanları, peşine takarak yüksek Türk
ülküsüne iletebilecek, ulaştırabilecektir.
Bu edebiyat telâkkisi,
böyle bir edebiyat tedrisi sayesindedir ki, edebiyat
medlûlünden anlaşılan gayeye varmak mümkün olabilir."
(Ankara: 1937)
(Afetinan : Atatürk Hakkında
Hatıra ve Belgeler, 1959, s.171-273)