|
Atatürk, Cumhuriyet ve Türk Dili
DİL
DEVRİMİNİN GERÇEKLEŞTİRİLMESİ
Dil devriminin Atatürk'ün
görüşündeki yerini tespit edebilmek için, kendisinin
bu konudaki düşüncelerini ele alacağız. Diyor ki:
"...Millet dil, kültür
ve ülke ile birbirine bağlı vatandaşların teşkil ettiği
bir toplumdur."
Atatürk, dil bağını, ulus olabilmenin ilk şartları arasında
görmüştür. Gerçekten de bu devrim, ulusal bir kültürün
yaratılabilmesi için ulusal bir dilin yeniden canlandırılması
amacına yöneliktir.
Çünkü, ulusal birliğin
ilk unsuru kültür birliğidir. Halkla aydını birbirine
yaklaştıran en etkili araç hiç kuşkusuz, her iki zümrenin
kolaylıkla anlaşabilecekleri sade bir dildir. Atatürk
1932 yılında:
"Türk dilinin, kendi
benliğine, aslındaki güzellik ve zenginliğine kavuşması
için bütün devlet teşkilatımızın, dikkatli, ilgili olmasını
isteriz" (Söylev ve Demeçler, C. I, 5. 311)
demiş ve bu amaçla da 1932
yılında "Türk Dilini Tetkik Cemiyeti"ni kurmuştur.
Bu cemiyet aynı yıl içinde "Türk Dil Kurumu"
ismiyle çalışmalarını Atatürk'ün yakın gözetimi altında
sürdürmüştür).
Dil Kurumu, 1937 yılına
kadar çok verimli bir çalışma göstermiş ve bilimsel
terimlerin önemli kısmı özleştirme ve arındırma sonucu
olarak temiz bir Türkçe'ye dönüştürülmüştür. Ancak,
Atatürk'ün ölümünden sonra, Dil Kurumunun aynı doğrultuda
çalıştığını kanıtlayacak tutamaklardan oldukça yoksun
kalındığını söylemek, insafsızlık olmayacaktır.
Atatürk, Dil ve Tarih Kurumlarının
daha sonraki çalışma dönemleri için şu tarihi direktifi
vermiş ve işi, bu iki kurumun inisiyatifine terk etmiştir:
"Türk Dil Kurumu çalışmalarına
sonuna dek katılacak değilim. Tarih Kurumunun kuruluşunu
izleyen yıllarda, tarih üzerine arkadaşları teşvik için
beraber çalıştım; sonucunda bu kurum teşkilâtlandıktan
ve çalışmalarına hız verdikten sonra, Tarih Kurumunun
çalışmalarına karışmıyorum. Kurum üyeleri bildikleri
gibi akademik çalışmalarına devam ediyorlar.
Dil Kurumu çalışmalarına
da ilgim böyle olacaktır. Dil bilginlerinin uzmanların
akademik çalışmalarına karışmayacağım. Sizin de -toplantıdaki
Dil Kurumu Merkez Kurulu Üyelerine hitaben- çalışmalarınızı
bilimin son verilerine uydurmanız gerekir." (1937)
Atatürk tarafından başlatılan
dilcilik çalışmaları, O'nun gösterdiği yönde geliştikçe
hiç kuşkusuz hedefine ulaşacak, aksi halde, yazı dili
ile konuşma dili ve halkla aydın dili arasında gene
kopukluklar olacaktır. Tarihten ders almak bu konudaki
sorunun çözümü için en geçerli bir metottur.
Ana dilin, asıl kaynaklarına
dönüş zorunluluğunu Batı'da ilk kez ortaya atan Roma
filozofu Çiçeron'dur. Doğuda da dil ve kültür emperyalizmine
ilk kez karşı koyanlar, Türk dilini taş anıtlar üzerine
işleyerek, düşmana karşı koruyan ve sonsuzlaştıranlar,
Göktürk Hakanları; Kül Tegin, Bilge Kağan ve Tonyukuk
olmuştur. Anadolu'da Türk dilini Farsça'ya karşı savunan
ve koruyan Karamanoğlu Mehmet Bey (1277) Selçuk Türk'ünün
ilk dil devrimcisidir Dil devrimi bir ulusun kendi kaynaklarını
canıma, kendi asıl ana varlığına ve özüne sahip çıkma
davasıdır. Atatürk de bunu istemiştir.
Türk dil devriminin, Atatürk'ün
gösterdiği hedefe daha etken ve daha erken ulaşabilmesi
için, Türk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu ile yine
Atatürk tarafından kurulan ve çalışma amacı ve dilcilik
konusu yönünden aynı sorumluluğu taşıyan Dil ve Tarih
Coğrafya Fakültesinin çok sıkı bir işbirliği halinde
çalışmasında zorunluluk vardır. Bu gün için böyle bir
işbirliğinin etkili biçimde sürdürüldüğüne ait elimizde
doyurucu ve yeterli belgeler mevcut değildir.
Türk dilinin istenilen
amaç doğrultusunda gelişmesi, oluşması, benliğini bulup
daha da zenginleşmesi için; tarih bilincine dayalı,
yaşayan Türkçe ve lehçelerine saygılı bir sözcük üretimine
Türk Dil Kurumunun ve konuyla ilgili üniversitelerimizin
hep birlikte başarılı çalışmalar yaparak, az zamanda
dil sorunumuzun, Atatürkçü düşünce içerisinde çözüme
bağlanmasını beklemekteyiz.
Bu gün dünya üzerinde çeşitli
Türk lehçeleriyle konuşan 200 milyon Türk vardır. Bunun
yaklaşık 70 milyonu anavatanda yaşamaktadır. Dilcilikle
uğraşan kurum ve kuruluşların üzerinde durmalarında
fayda görülen çok önemli bir sorun da, Türk dilinin
özleştirilmesi, geliştirilmesi ve arıtılması konusu
üzerinde çalışmalarını sürdürürken, dünya Türklüğünün
müşterek bir dil çizgisine yakınlaştırılmasını göz önünde
tutmaları faydalıdır. Türkiye Radyolarının elektro manyetik
dalgalarının uzandığı coğrafî alan içinde yaşayan milyonlarca
Türk, Anadolu Türklüğü ile kültür birliğini ancak bu
yolla devam ettirebilir, dış Türkler de ancak bu yol
ile anavatan Türklüğünün düşünce potasında kalabilir.
Atatürk Dil devrimini yaparken
bu çalışmalarını Türk Tarih Devrimi diyebileceğimiz
ve birbirinden ayrılması mümkün olmayan diğer önemli
bir konuyla beraber yürütmüştür. Ayrıca, Türk dilini
yabancı boyunduruğundan kurtarmak için, "Harf devrimini"
dil devriminin ayrılmaz bir parçası olarak görmüştür.
O halde, dil, tarih ve harf devrimleri, Türk ulusunun
ulusal benliğe ve bilince ulaşmasının birer aracı olarak
kültürel yaşantımızda; üzerindeki çalışmalarımızı ve
bu konuda kazanılan değerlerimizi her gün daha da etkili
bir biçimde devam ettirmek, Atatürkçü bir düşüncenin
savunulması olacaktır.
Eski yazının hasretini
duyanlar, dil üzerindeki çalışmaları kasıtlı olarak
baltalamaya çalışanların, aynı zamanda milliyetçi olmaları
mümkün değildir.
Kaynak:
Em. Tümgeneral, Olcayto, Turhan; Dinimiz ve Emrediyor,
Atatürk Ne Yaptı? "Devrimimiz İlkelerimiz",
sf: 114-115, 8. Baskı, Ajans- Türk, Ankara, 1998.
|