|
Atatürk, Cumhuriyet ve Türk Dili
ATATÜRK ve DİL EĞİTİMİ
BAŞÖĞRETMEN
ATATÜRK
Atatürk'ü
düşündüğümüzde aklımıza ilk gelen sıfatları; "askerî
dâhi", "büyük milli kahraman", "benzersiz
komutan", "emsalsiz lider", "en
büyük inkılâpçı", "büyük devlet adamı"dır.
Ancak, Atatürk'ün kendisinin belki de en çok benimsediği
sıfatı "Başöğretmen"di. Yakınlarına pek çok
kereler "Ben her şeyden önce öğretmenim. Ben Milletin
öğretmeniyim" demişti. "Devlet Başkanı olmasaydım
Milli Eğitim Bakanı" olurdum sözleri de onun eğitim
konusundaki hassasiyetinin göstergelerinden biridir.
Ayrıca, "öğretmen ordusu olmadan asker ordusunun
çabalarının boşa gideceğini, milletleri yalnız ve ancak
öğretmenlerin kurtarabileceğini, öğretmensiz bir toplumun
millet olamayacağını" söyleyen de Atatürk'tür.
Cumhuriyetimizin ilânının hemen ardından başlayan eğitim
çalışmaları, Atatürk'ün dehasının ve cumhuriyetin ilânından
uzun zaman önce plânladığı ve hâyâl ettiği güçlü, ileri
ve çağdaş Türkiye'nin temelini oluşturmaktadır.
Mersin'de Öğretmen
ve öğrencilerin önünden geçerken - 19 Kasım 1937
İyi eğitim,
iyi bir gelecek sağlar. Bu anlamda Atatürk'ün eğitim
anlayışını bir bütün olarak değerlendirmek gerekmektedir.
Atatürk'ün kurduğu eğitim sistemi kendimize yabancılaşmadan,
dilimizden, dinimizden, kültürümüzden uzaklaşmadan,
geçmişimizi bilerek, bugünümüzü sağlamak ve geleceğimizi
plânlamak temeli üzerine oturtulmuştur. O'nun hep vurguladığı
"Çağdaş Uygarlık Seviyesi"ne ulaşmak köklerini
unutmadan hep yenilenmek, en yeniyi takip etmek ve yeniyi
üretmektir. Günümüzde yapıldığı gibi "batı uygarlığını
taklit etmek" anlamına gelmemektir.
Atatürk'ün başlattığı eğitim reformunun en önemli parçalarından
biri "Dil Eğitimi"dir. Latin kökenli Türk
alfabesinin kabulü ve "Dil Devrimi" sayesinde,
eğitim tarihimizde dev bir adım atılmıştır. Arapça ve
Türkçe arasındaki yapısal farklılıklar yüzünden doğan
karmaşık yazı dili ortadan kaldırılmış ve Türkçe'nin
yapısına uygun Latin kökenli harflerin kabulü ile tüm
ülkede okuma-yazma seferberliği başlamıştır. Prof. Suna
Kili Türk Devrim Tarihi'nin Üçüncü Cildinde şöyle demektedir:
"1 Ocak 1929, yeni Türk alfabesi ile okuyup yazmayı
öğretmek, bunu halka yaymak için Cumhuriyet tarihinde
en güçlü, en yaygın girişimlerin başlatıldığı tarihtir.
Bu tarihte "Millet Mektepleri" (Ulus Okulları)
açılmış, başta bu okulların "baş muallim"
(baş öğretmen)i Mustafa Kemal olmak üzere yeni alfabeyi
öğrenen herkes tüm yurtta, köyde, kentte tüm olanakları
kullanarak bu okullarda kadın erkek, genç yaşlı tüm
yurttaşlara okuyup yazmayı öğretmeye koyulmuştur. Gazeteler
Türk alfabesiyle yayınlanmaya başlamış, yoğun çalışmalar
sonucu Mustafa Kemal'in en yakın arkadaşlarının bile
kuşku ile karşıladığı bu güçlü atılım, devrimin büyük
önderinin direnci, dayatması ve itişi ile kısa sürede
okuma yazma bilenler çoğalmıştır. Bugün Türkiye'de hâlâ
okuma yazma bilmeyenler varsa, bu, aradan bunca yıl
geçmesine karşın, devrimin büyük önderinin gösterdiği
doğrultuda yoğun bir çaba gösterilmesinden ilköğretimin
tüm ülkeye, kadın erkek tüm yurttaşlara ulaştırılmasından;
her yere ilkokul açılamaması yanında "ulus okulları"
geleneğinin bırakılmış olmasından, eğitimde halklaşmanın
yozlaştırılmasından kaynaklanmaktadır."
Atatürk'ün dil eğitimi ile ilgili yazışmaları, onun
bu konuda harcadığı emeğin bir göstergesi olacaktır.
|